Bugün çok sıkıntılıyım. Göğsümün tam ortasında bir ağrı , biri oturmuş gibi. Atamıyorum fenayım. Bastı beni neyse.
Of.
Ellerim buz gibi nefesim kesiliyor.
Yorganımın altına girip 1 hafta sonra uyanmak istiyorum.
Neyim var offfff?!
17 Mart 2009 Salı
13 Mart 2009 Cuma
Çocuk meselesi

İşim çocuklarla. Özel olanlarla. Daha önce de normal çocuklarla çalıştım. Ama onlara tahammül edememem çok mu anormal?
Bana her çocuk öyle aman sevimli, tatlı, öpülesi falan gelmiyor. "Afacan", "Çok akıllı", "Çok bilmiş" çocuklardan hiç hoşlanmıyorum. Öyle olduklarını da düşünmüyorum. Böyle nitelendirilen çocukların ciddi davranış bozuklukları olduklarını görüyorum ve hoşlanmamakta haklı olduğumu görüyorum. Dahası böyle çocuklara tahammülüm yok. Etrafımda normal bir çocuk sinek gibi vızıldayarak dönüp bir şeyler anlatmaya çalıştığında hiç bir şeye konsantre olamıyorum dahası sinirleniyorum. Şu ana kadar hiç bir çocuğu ittiğim, aşağıladığım vurduğum yoktur ama içimden bazılarını değneğimle puf diye yok etmek istiyorum. (Hangi değnek mi? Bazı velilerin elimizde olduklarını ve tek dokunuşla çocuklarını normal çocuk haline getirebileceklerimizi düşündükleri değnekle tabi ki.)
Çocukların bazı hareketleri bana çok anlamsız ve saçma geliyor. Bunların gelişimlerinin- sürecin bir parçası olduğunu çok iyi bilmeme rağmen hem de.
Bir keresinde rüyamda (çok canlı bir rüyaydı hala hatırlarım) hamileydim ve bir erkek bebek dünyaya getirmiştim. O kadar mutluydum ki ağlıyordum mutluluktan ve bebeğe öyle yoğun bir sevgi duyuyordum ki içimden fışkırıyordu adeta. Dünyada hiç bir sevgi böyle olamaz derken uyanmıştım ve rüyam bittiği için çok üzülmüştüm.
Bir çocuğun dövülmesine, her türlü istismar edilmesine asla tahammül edemiyorum çocuk ne kadar saçma davranırsa davransın.
Ama bana ait bir bebek fikri çok korkunç geliyor. Sonsuz endişe, sonsuz sabır, sonsuz özveri. Kendinden önce gelen bir canlı. Sana bağlı ilk zamanlar, sana muhtaç, ilerde ruhsal olarak muhtaç, yaptığın yanlış bir hareket hayatını etkiliyor falan. Ya babasız kalırsa, ya annesiz kalırsa, ya kötü bir travma yaşarsa, ya sigara içerse, ya daha kötüsünü kullanırsa ya ölürse?! Mutlu bir yuva veremezsen daha da fena. İyi bir anne olabilir miyim kaygısı bambaşka. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş misali.Sanırım asıl olay korku. Çocuk sahibi olma fikri korkutucu. Yoksa sevdiğin kişiyle ikinize benzeyen ikinize ait içinde gün be gün büyüyen, sonra da seni Ayşegül olma durumundan "Anne" konumuna getiren bir varlık... Hmm
İşimden dolayı bir çocuk gördüğüm zaman otomatikman davranışlarını inceliyorum ve ufacık davranış problemleri gözümde büyüyor. Aileleri eleştiriyorum en çok ta. Nasıl görmezler nasıl umursamazlar diyorum. Umursamıyorlar. Görmüyorlar kör olmuşlar resmen. Hareketli olan her çocuk "çok zeki" olmuş mesela.
Daha evli arkadaşlarım olmasına alışamadan çocuklu arkadaşlarım oldu. Ve ben bunun tamamen farklı bir dünya olduğunu anladım. Evliler dünyası başka, hamileler dünyası başka, evli çocuklular dünyası bambaşka.
Ben bu dünyadan uzak hissediyorum kendimi haliyle. Evlilerin ve evli çocukluların gözündeki o "Seni de göreceğiz ben de böyleydim bıdıbıdı" bakışından da hiç hoşlanmıyorum evet .
Çok dağınık söyledim ama sanırım annelik ve çocuk mevzu henüz olgunlaşmadığım bir konu. Yaramaz çocuklar tüylerimi ürpertiyor çünkü. Alışveriş merkezlerinde gözlerinin feri sönmüş bir şekilde çocuklarının peşinden danone kabı ile koşan anneleri gördükçe o çocukların benim olmadıkları için şükrediyorum. Mağazada yerlere yatan çocuk gördükçe irkiliyorum.
Bebek , çocuk severim. Ama seçerim...
Bazen özel çocuklar görüyorum. Normal özel çocuklar. Özel, yetenekli, ilginç, zeki çocuklar. Bayılıyorum onlara. İşte onlardan biri olursa olur:P
10 Mart 2009 Salı
Aşkın halleri

Bu aralar dinlediğim albümü paylaşmak istiyorum tavsiye ediyorum:
Zuhal Olcay'dan Aşk'ın halleri..
Çok güzel çok çok.
Yazayım dedim.
9 Mart 2009 Pazartesi
M.V.A.B
Sanırım bir gün stresten kalp krizi geçirip öleceğim ve böyle son bulacak her şey.
Bu ayın programı çok yoğun, günde bir boş dersim varsa şanslıyım nefes alacak zaman buluyorum.Geçen hafta bazı tatsız şeyler oldu ve ben stres topuna döndüm. Haftasonu Ebrucuğuma gittim. İki aralık normal oldum yedik ,içtik, güldük, sohbet, ettik , Rimoşumla oynadım ettim. Çok özlemiştim çok iyi geldi.
Bu ayın programı çok yoğun, günde bir boş dersim varsa şanslıyım nefes alacak zaman buluyorum.Geçen hafta bazı tatsız şeyler oldu ve ben stres topuna döndüm. Haftasonu Ebrucuğuma gittim. İki aralık normal oldum yedik ,içtik, güldük, sohbet, ettik , Rimoşumla oynadım ettim. Çok özlemiştim çok iyi geldi.
Ertesi gün sevgilim benim için karşıya geçti sabah ve beni aldı. Hava da güzeldi. Mis gibi bir gün ve bir akşam geçirdik. Sakiin, huzurluu, rahaat...
Ama gece yatağa yattım ; ertesi günün stresi sardı, geçen hafta yaşadığım huzursuzluğun çözülmediği geldi aklıma. Aldı beni bir gerginlik. Öyle uyumuşum abuk subuk rüyalar gördüm durdum.
Dün yine gerginlik. İşe geldiğimden, yatana kadar hem de.
Derler ya her şeyin düşmanı stres. Gerçekten de öyle. Kalbim normalden hızlı atıyor, şakaklarım zonkluyor başım sızlıyor. Patlamaya hazır bomba gibiyim.
Kısaca , mazeretim var asabiyim ben!
Etiketler:
bir çeşit günlük,
iş - güç,
yaz tatili gelsin
5 Mart 2009 Perşembe
Kitaplarımm



Pazar günü D&R ın internet sitesinden aldığım kitaplarım geldi.
O kadar mutluyum ki anlatamam.
Bir tanesi şu an işyerindeki odamda masamın üstünde, diğerleri benimle eve geldi baş köşeye kondu.
Kitaplarım:
Auschwitz in külleri
Bin muhteşem güneş
Son ada (Gülcan tavsiyene uydum canım)
Şimdi Auschwitz in külleri'ne başladım. O kitabı her yerde arıyordum netten aramak hiç aklıma gelmemişti ama. Okuyup bitirdikten sonra kitapla ilgili yazacağım.
Hemen her yeni aldığım kitaba yaptığım gibi önce kapağına tarihi yazdım , nereden aldığımı yazdım ve kokladım ama heyhat! Yeni kitaplar kokmuyor azizim!
Bu yüzden en kısa zamanda sevgilimle sahaflara gideceğiz. Yaşanmış, yıpranmış, mis gibi kokan kitaplar ooh canım çekti.
Etiketler:
bir çeşit günlük,
kitaplarım da kitaplarım
4 Mart 2009 Çarşamba
Yol ağızlarında duran er kişiler

Bu konu hakkında epey düşünceliyim. Siz de görmüşsünüzdür mutlaka. Sokak ağızlarında, cadde üstünde, köşe başında bir grup erkek durur. Genelde "mahallenin serserisi" denilen tiplerdir bunlar. Üstlerinde ; (genelde lacivert renkli) polar mont, üstünde bir takımın atkısı , kot pantolon, ayakta spor ayakkabılar, saçlar acayip bir tarz kesilmiş ve jöleyle yıkanmış, genelde esmer, kırmızı yanaklı ,kollarında faça izleri olan çocuklardır bunlar. Elleri genelde ceplerinde durur, bütün gün geleni geçeni keserler. Yaz- kış demeden. Yahu kış soğuğunda ne işin var sokak başında. Bazıları bazen bir süre ortadan kaybolur ayalr sonra tekrar sokağa gelir saçları kısalmıştır. Belli ki askere gidip dönüp yerini almıştır.
Bazıları da bazen takım elbiseyle dururlar. Genelde siyahlı beyazlı çizgili takım elbise, rugan gibi parlak sivri burunlu ayakkabı, takım elbise üstüne kışın kaban ve yine taraftar atkısı takarlar. Bu tipler işe de gidip gelirler aylak değillerdir ama işten dönüşte yerlerini alırlar.
Nedir bu köşe başı merakı?
Bu insanların işleri güçleri yok mu?
Sabahtan akşama kadar insan ne yapar ki yol ağzında?
Soruları beynimi kurcalar ister istemez.
Bundan bir kaç yıl önce oturduğumuz evin olduğu sokağın girişinde ülkü ocağı vardı. Onun önünde böyle genç çocuklar (komple siyah giysili, kötü bakışlı) dururdu. Bütün bir gün hem de. Sabah gelir yerlerini alırlar, akşam işten döner gibi evlerine giderlerdi. Yemeklerini bile yol üstü ayakta yerlerdi. Bir akşam işten dönerken yol üstüne yeni gelmiş olduğunu tahmin ettiğim biri arkamdan laf atar gibi bir şeyler gevelemişti. O zaman oradaki yol üstü erkekleri çocuğa "hooop aslanım o bizim mahallenin kızı " demişler, beni "kollamışlardı" . Demek böyle yol üstünde sadece aylakça durmuyor , aynı zamanda böyle toplumsal olaylara da (!) el atıyorlardı.
Bir de bayramda tam tekmil orada olurlar. Bayramlıklarını giyer yola çıkarlar. Ya düşünüyorum ama aklım mantığım almıyor :))) Yahu bir insan niye köşe başında takılır durmadan?
Bizim eski oturduğumuz evin oradaki bakkalın köşesinde de bu çocuklardan var. Senelerdir oradalar. Hiç tanımıyorum etmiyorum ama kendimi bildim bileli oradalar. Onlarla büyüdüm desem yeridir. Zaman içinde büyüdüklerine, işe gittiklerine, askere gidip döndüklerine tanıklık ettim. Hatta içlerinden biri bıçaklanıp öldürülmüştü bir ara, yerini başkası aldı tabi yol ağzı boş kalmadı.
Şimdi yeni nesil yol ağzı erkekleri çıkmış geçen gün gördüm. Saçları sultan papağanının tepe tüyleri gibi kesilmiş, kapüşonlu fermuarlı üstler, düştü düşecek pantolonlar giyiyorlar ve ahmak ahmak gülüp gelene geçene bakıyorlar.
Yazıyı değerlendirdim de ne kadar şekilci yaklaşmışım dedim kendi kendime.
Neyse artık oldu bir kere.
2 Mart 2009 Pazartesi
Hanımeller Kurabiyem

Bu nasıl bir lezzet bilemedim.
MMM iyi ki almışım.
Harika.
Tavsiyemdir.
Özellikle de çikolatalısı.
not: Nefis geçen bir haftasonundan sonra gerçek hayata dönmek.. Peeh :(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)