Fark ettim ki işleyen demir ışıldıyor. Evde çalışmıyorken içimden yazmak gelmezken şimdit tam günlük çalışmaya dönmüşken canım hep yazmak istiyor. Aslında yazmak değil gezmek istiyor. Sürekli seyahat bloglarında, bookingde skyscannerda cinlikler peşindeyim. Bu yılki seyahat planlarımızı güzelce gerçekleştirdik. Daha Aralık ayında Antep yapacağız ve seneyi gezerek bitireceğiz.
İnsanın dilediği gibi yaşamasının önündeki tek engel kendisi olabilir mi? Sürekli yeni planlar hedefler koya koya hayatı kaçırıyor olabilir miyiz? Hep garantici gitmeye çalışırken zaman geçip gidiyor ve bir daha geri gelmeyecek en kıymetli şeyi "zamanımızı" kaybediyoruz. Belki de büyük şehirde yaşamanın getirdiği bir şey bilemiyorum. Burada sürekli stres içinde kendimizi aldığımız şeylerle garantide hissederken küçük yerlerde köylerde yaşayanlar hiç böyle kaygıları olmadan stressizce yaşayıp gidiyorlar. En azından buradan manzara böyle görünüyor. Burada iş bulmak, işi sürdürmek, evin olması araba olması, çocuk sahibi olmak, o çocuğu doğuracak hastaneye bir ton para bayılmak, sonrasında okuluna bir ton para bayılmak bütün bunların hepsinin sende stres yaratması. Bir hayat kurup sürdürebilmek için çok çalışmak ve planlar yapmak gerekiyor.
Ya da ara sıra Uzi'yle konuştuğumuz gibi serkeşlik yapıp planı falan boşverip koyverip nasıl istiyorsak öyle yaşamak gibi bir seçeneğin de var. Plansız, ileriye dönük hiç bir yatırım yapmayarak saldım çayıra mevlam kayıra stayla.
Uzun süre sonraki ilk yazımın bu şehirde mutlu olmanın zorluğu ve ne kadar sevmeyişim sevemeyişim olması da ilginç oldu.
İnsanın kendine şunu sürekli hatırlatması gerekiyor: Hayat güzel bee
25 Eylül 2014 Perşembe
2 Ocak 2014 Perşembe
The broken circle breakdown
Bazen izlediğim filmler beni çok etkiler, günlerce etkisinden çıkamam. Old Boy ve İncendies'ta da böyle olmuştum.
The Broken Circle Breakdown'ı bir süredir görmekte ve merak etmekteydim ancak zamanı gelmemiş olacak ki bir türlü elim gitmemişti. Sonunda o gün geldi ve filmi açtım. Bittiğinde ben de bitmiştim. Bütün yaşam sevincimi enerjimi vakumlar gibi çekti film.
Filmde aşık olup evlenen çiftimiz çocuklarının hastalık süreci ve onu kaybettikten sonra yaşadıklarıyla "işte biz o gün tükeneceğiz" psikolojisine girip çıkamıyorlar. Bu süreci öyle güzel,ajite etmeden, acıyı gözümüze sokmadan anlatmış ki biz de acının kendisi oluyoruz. Çifti bu yaşadıkları büyük acıyı karışlama farklılıkları ayırıyor, kendi inançlarını , hayallerini sorguluyorlar. Çok güzel çok çok güzel bir film.
Not: Siz de benim gibi filmden sonra dövme yaptırmak isteyecek ve hemen filmin müziklerine sarılacaksınız bence :)
25 Aralık 2013 Çarşamba
Yılsonu
En son kalbim ve aklım İtalya'da kalmış bir halde yazmışım buralara. Aklım hala orada, ama yeni maceralar için plan yapmıyor da değilim.
Yaklaşık dört aydır evde olmak bana hiç yaramadı. Bu blogda vaktiyle "ev hanımlarını kıskanıyorum" yazmıştım , şimdi onu geri alıyorum. Böyle bir sıkıntı olamaz. Böyle bir pejmürdelik, serkeşlik, efendime söyleyeyim teyzelik yok. Benim genetiğimde oturmak yok. Sıkıntılar bastı, evde bütün gün oturup akşam kocasına saran kadınlara döndüm. Ne verimli ders çalışabildim ne de günlerimi organize edebildim. Alışveriş yapmak bile beni mutlu etmedi. Bir mağazada güzel bir kıyafet görünce "çalışmıyorum ki bunu nerede giyeceğim, evde mi giyeceğim" demeye başladım. İnternette Kevser'in Mutfağı , Hünerli Bayanlar gibi overrated yemek bloglarına dadandım. Hemen her gün bilgisayarı mutfağa götürüp yemek yaptım. Bu buhran bana tartıda 3 kilo olarak geri döndü. Hayatımda ilk kez 54'ü gördüm. Gözlerim fırladı, kendimi Pelinsu gibi hissettim. Ya pasif ve şişman ve işsiz biri olarak ölecektim ya da kendime iş bulacaktım. Ben de iş buldum.
Artık haftanın 4 günü 8-12 veya 9-1 arası (bana kalmış) bir anaokulunda müdürlük yapıyorum. Eve dönünce de motive bir şekilde dersime çalışabiliyorum kafam rahat. Bunca yıldır it gibi çalışmamın güzel bir karşılığı oldu bu iş bana. Şimdi erken ama mutlu kalkıyorum, kumaş pantolon falan giyip (kotlu ve spor ayakkabılı müdür olunmuyor yavrular, zaten küçük gösteriyorum iyice badi oluyorum) , süslenip püslenip işime gidip müdürcülük oynuyorum. Bunca yıl ezilenin işçinin emekçinin tarafındayken şimdi sermayenin ve kapitalizmin parçası oldum . Öğretmenlerle konuşurken artık patronu kollamam gerektiğini anladığım an bir aydınlanma yaşadım. Artık izinler, maaşlar, geliş-gidiş saatleri, işe alım ve işten çıkarma olayları bana bağlı ve bu beni biraz huzursuz ediyor.
Öğretmenlerden birinin 500 (yazıyla beşyüz) lira maaş aldığını duyunca "nasıl ya başka bir yerde 3 katını alırsın tam güne delirdin mi git hemen çık burdan" dememek için kendimi zor tutuyorum. Tuhaf tuhaf işler içindeyim ama du bakalım.
Şimdi efenim 2014 geldi çattı. 2013 oldukça verimli geçti. Çok fazla seyahat ettik, çok fazla kamp yaptık, arkadaşlarımızla vakit geçirdik, yedik içtik eğlendik. 2014'te de elbette devamını bekliyorum ehehe. Bütün yılı ve yazı gezip tozarak geçirdikten sonra evde tıkılmak da bana koymuş olabilir ama artık yarım gün de olsa bir işim olduğu için bu konuya kafa yorabilirim. Bir de tabi ki sevdiklerimiz için mutluluk ve sağlık diliyorum
Yeni yılda artık atanıp devlete geçmek ve Uzi'yle minik planlarımızı hayata geçirmeyi istiyorum. Çok çok çok istiyorum bunu. İnşallah olur.
Dinimiz amin.
Etiketler:
bir çeşit günlük,
planlar,
yeni yıl,
yılbaşı
23 Ekim 2013 Çarşamba
Döndük
Döndük. Şebo'nun dediği gibi "dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yürüdük kilometrelerce". Kalbim Siena'da, Floransa'da ve diğer yerlerinde kaldı İtalya'nın. Ama en çok Floransa'da.
Çok güzeldi. Araba kiraladık, sokaklarında serserilik yaptık, iki kere yanlışlıkla tramvay yoluna girdik, dünyanın en güzel tiramisusunu yedik (Pompi adlı dükkan herkeslere tavsiyemdir) ,6 günde şehir gezdik, turist olmanın , dilini kültürünü bilmediğin bir yerde olmanın tadını çıkardık, el ele, kol kola gezdik gezdik gezdik.
Ve döndük :(
Etiketler:
aşk,
bir çeşit günlük,
italya,
tatil
7 Ekim 2013 Pazartesi
O Sole Mio
Büyük gün geldi çattı. Uzi ve ben hayalimizdeki yerlerden birine daha gidiyoruz. Çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla süper ötesi bir planla İtalya'yı gezmeyi planlıyoruz.
Aslında ta yazın karar verdik gitmeye, çeşitli planlar yapıp en son bunda karar verince başladı araştırma süreci.
Nerelere gidilecek, ne yenilecek içilecek, araç kiralama servisleri, pratik ipuçları vs buldum. Buldum diyorum zira planlamayı bana bıraktılar (bana bıraak) . İşlemler vs geçip de en son rotamızı da belirledikten sonra iş beklemeye kaldı. Ve şimdi bekleyiş bitti.
Rotamız venedik-verona-garda-bologna-floransa-siena-roma-pisa ve napoli.
Turla gitmiş olmamıza rağmen turun nimetlerinden (biletti, oteldi) az yararlanıp kiraladığımız araçla gönlümüzce gezmeye karar verdik.
Heyecanlı ve mutluyuz.
Aslında ta yazın karar verdik gitmeye, çeşitli planlar yapıp en son bunda karar verince başladı araştırma süreci.
Nerelere gidilecek, ne yenilecek içilecek, araç kiralama servisleri, pratik ipuçları vs buldum. Buldum diyorum zira planlamayı bana bıraktılar (bana bıraak) . İşlemler vs geçip de en son rotamızı da belirledikten sonra iş beklemeye kaldı. Ve şimdi bekleyiş bitti.
Rotamız venedik-verona-garda-bologna-floransa-siena-roma-pisa ve napoli.
Turla gitmiş olmamıza rağmen turun nimetlerinden (biletti, oteldi) az yararlanıp kiraladığımız araçla gönlümüzce gezmeye karar verdik.
Heyecanlı ve mutluyuz.
5 Ekim 2013 Cumartesi
Bebekler her yerde
Aslında bizim aklımızda böyle bir şey yoktu. Yani tanıdığımız sevdiğimiz arkadaşlarımızın bazı çocuklarını sever ama bizim de olsun gibi fikirlere kapılmazdık. Zira biz çok gezen, kendi zevklerine düşkün çocuk odaklı bir çift olmadığımız için bunca zaman aklımıza getirmedik.
Ama ne vakit ki canım arkadaşım Şevinimin doğum vakti geldi ve ben İzmir'e gittim ve Peri doğdu o zaman bize ailece bir haller oldu.

O minik sarı kafalı gamzeli bebeğe aşık olduk. Fotolarını birbirimize gösterdik, evimize gelince sevdik öptük kokladık ve Uzay dedi ki "abi ben kız çocuk istiyorum yaa". Evet biz de biliyoruz Peri de iki yaşından sonra manyak olacak ama yine de bu onu sevmemize mani olamazdı.
Sonra çok sevdiğim arkadaşlarımın hamilelik haberleri bir bir gelmeye başladı. Demek ki hayatımızın bu evresine gelmişiz. Demek ki biz de annelerimiz gibi oluyoruz. Önceden sadece hayalde tahmini olan şeyler başımıza gelmeye başlıyor.
Bu yıl gerçekten bebek yılı oldu diyebilirim. Çok sevdiğim arkadaşlarımın dostlarımın hemen hepsi ya hamile ya doğum yaptı ya eli kulağında haberini bekliyor. Her yerden bebek bombaları yağmaya başladı. Hatta hiç beklemediğimiz bir anda Ebru ikinci kez anne oldu.
Bu saatten sonra da ben Peri'yi, Cemre'yi , Toygar'ı ve son olarak da Irmak'ı (doğum sırasıyla yazdım bir de ) görünce evet dedim galiba doğa çağrısını yapıyor. Ellerini açmış geeel geel diyor.
Bir de şu da var. Şimdi geçenlerde yine Uzi ve ben bencil keyiflerimizi yaparken ( ben bilgisayarda dizi o ps'de oyun oynarken yani ) canımız sıkıldı. Dışarı mı çıksak dedik kesmedi, birilerine mi gitsek dedik kesmedi. Bu böyle bir süredir devam edince ulan dedik bizim sıkıntımız buna mı yoksa. Yani biyolojik ve hormonal olarak (ve duygusal bittabi) zamanı geldi mi yoksa?
Evet gerçekten ben hala aynı benim, geçen gün alışverişe gittim ve yine bir takım çocukları boğazlamak istedim ama sanırım zaten her çocuk sevmek için yaratılmamış. En azından herkesçe. Normal bir birey gibi davranın çocuklara diyorlar ya. Ben de normal birey gibi davranıyorum ve nasıl ki bazı insanlardan hoşlanmıyor itici buluyorsam bazı çocukları da dingil buluyorum ne yapayım. Evet kendi çocuğum olunca- olursa ben de onu hoşgöreceğim evet kolay bir şey değil çocuk büyütmek ve evet zor gelecek ama düşündük de ne zaman kolay gelecek ki. Yani sanki 5 yıl daha beklesek uykusuzluk çok mu kolay gelecek. Bari o beş yılda büyür çocuk .
Böyle böyle kafamıza girdi bebek fikri.
Girdi de daha benim sınavımın falan bir geçmesi lazım. Belki o zamana fikrim değişir. Bilemedim.
Üstelik de korkusu da var. Sağlıklı olacak mı falan diye.
Hayırlısı artık.
Ama ne vakit ki canım arkadaşım Şevinimin doğum vakti geldi ve ben İzmir'e gittim ve Peri doğdu o zaman bize ailece bir haller oldu.

O minik sarı kafalı gamzeli bebeğe aşık olduk. Fotolarını birbirimize gösterdik, evimize gelince sevdik öptük kokladık ve Uzay dedi ki "abi ben kız çocuk istiyorum yaa". Evet biz de biliyoruz Peri de iki yaşından sonra manyak olacak ama yine de bu onu sevmemize mani olamazdı.
Sonra çok sevdiğim arkadaşlarımın hamilelik haberleri bir bir gelmeye başladı. Demek ki hayatımızın bu evresine gelmişiz. Demek ki biz de annelerimiz gibi oluyoruz. Önceden sadece hayalde tahmini olan şeyler başımıza gelmeye başlıyor.
Bu yıl gerçekten bebek yılı oldu diyebilirim. Çok sevdiğim arkadaşlarımın dostlarımın hemen hepsi ya hamile ya doğum yaptı ya eli kulağında haberini bekliyor. Her yerden bebek bombaları yağmaya başladı. Hatta hiç beklemediğimiz bir anda Ebru ikinci kez anne oldu.
Bu saatten sonra da ben Peri'yi, Cemre'yi , Toygar'ı ve son olarak da Irmak'ı (doğum sırasıyla yazdım bir de ) görünce evet dedim galiba doğa çağrısını yapıyor. Ellerini açmış geeel geel diyor.
Bir de şu da var. Şimdi geçenlerde yine Uzi ve ben bencil keyiflerimizi yaparken ( ben bilgisayarda dizi o ps'de oyun oynarken yani ) canımız sıkıldı. Dışarı mı çıksak dedik kesmedi, birilerine mi gitsek dedik kesmedi. Bu böyle bir süredir devam edince ulan dedik bizim sıkıntımız buna mı yoksa. Yani biyolojik ve hormonal olarak (ve duygusal bittabi) zamanı geldi mi yoksa?
Evet gerçekten ben hala aynı benim, geçen gün alışverişe gittim ve yine bir takım çocukları boğazlamak istedim ama sanırım zaten her çocuk sevmek için yaratılmamış. En azından herkesçe. Normal bir birey gibi davranın çocuklara diyorlar ya. Ben de normal birey gibi davranıyorum ve nasıl ki bazı insanlardan hoşlanmıyor itici buluyorsam bazı çocukları da dingil buluyorum ne yapayım. Evet kendi çocuğum olunca- olursa ben de onu hoşgöreceğim evet kolay bir şey değil çocuk büyütmek ve evet zor gelecek ama düşündük de ne zaman kolay gelecek ki. Yani sanki 5 yıl daha beklesek uykusuzluk çok mu kolay gelecek. Bari o beş yılda büyür çocuk .
Böyle böyle kafamıza girdi bebek fikri.
Girdi de daha benim sınavımın falan bir geçmesi lazım. Belki o zamana fikrim değişir. Bilemedim.
Üstelik de korkusu da var. Sağlıklı olacak mı falan diye.
Hayırlısı artık.
Etiketler:
bebekler,
bir çeşit günlük,
çoluk çocuk mevzusu
3 Ekim 2013 Perşembe
Evdeyim
Farkettiğiniz gibi sınavı kazanamadım. Kazansaydım vur patlasın çal oynasın dünya aleme duyururdum zaten. Ama o boş sınav kağıdıyla kazansaydım şaşardım zaten. Neyse. Ailece uzun düşünüp taşınmalarımız sonucunda (daha doğrusu ben uzun geceler boyu düşünüp taşındım Uzi ben ne karar versem destekliyordu) bu yıl bir işte çalışmayıp sadece sınava odaklanmam gerektiğine karra verdiğimiz için bu yıl evdeyim.
Öncelikle söyleyeyim hiç bir zaman disiplinli bir şekilde ders çalışamadım. Öğrenciyken en iyi geçen sınavlarıma hep müzik dinlerken bir şeyler yazarak, film falan izleyerek yani son derece ders çalışma kurallarına aykırı davranarak hazırlandım ve başarılı oldum. Lakin ki artık genç değilim ve zihnim bazı şeyleri öğrenmede zorlanıyor. (Tamam itiraf ediyorum işime gelen şeyleri pek güzel öğreniyorum ama "ders" kategorisindeki şeyleri öğrenemiyorum) O yüzden bu yıl kendimi şartladım. Program yapıp çalışacağım (Allahım yazarken bile inanmıyorum kendime ya ) .
Girdiğim bunalımlar şöyleydi;
-Bu yaşa geldim ve yeni mezun olan biriyle aynı çaresizlikteyim
- Hayatımızdaki her önemli planı ertelemek zorunda kaldık
-Yoksa öğretmenlik benim için doğru karar değil miydi başka ne iş yapabilirim ki ?
-Acaba bu kadar tırmalamayıp akışına mı bıraksam?
- Evde ne yapacağım ki ben?
-8-9 Yıllık öğretmenlik emeklerim boşa gitti
Böyleyken böyle olunca bir karar almak şart oldu. Kabaca bir plan yaptık. Bakalım,şu tatiller bayramlar geçince başlayacağım ders çalışmaya.
Bu arada evde zaman nasıl geçirilir bir anlatayım. Sabah yine erken kalkıyorum çünkü geç yatıp geç kalkmaya alışıp miskinleşmek istemiyorum. Kahvaltıdan önce Nensi köpekle geziyoruz, ardından kahvaltı ve tüüüüüüm gün film, kitap, dizi vs. şeklinde geçiyor. Akşam olunca alıyorum bilgisayarımı mutfağa, mis gibi yemekler hazırlarken takip ettiğim dizileri izliyorum ( modern family, the mentalist, the americans vs. ) , sonra Uzi geliyor yemek yiyoruz, sonra ya oyun oynuyoruz ya film izliyoruz böyle böyle gün bitiyor. Gün bana ne katıyor? Hiç. Evde kadınlar ne yapıyor allahaşkına. O kadar sıkıcı ki. Tamam arada dışarı arkadaşlarıma gidiyorum falan ama çoğunlukla evdeyim. Zaten yakın arkadaşlarımın neredeyse hepsi karşıda. Trafiğn olmadığı saatler diye bir şey de yok artık İstanbul'da. Geçenlerde Ebru'ya gittim ve dönüşte resmen mahsur kaldım. Her trafiğe çıktığımzda İstanbul'a olan nefretim büyüyor.
Ya her hafta pazara gidiyorum yoksa habire marketten sağlıksız şeyler alıp yiyoruz. Ha sanki pazardakiler ultra sağlıklı ama daha feriköy organik pazar kafasına gelememişim demek ki.
Evde olmak gerçekten çalışırken güzelmiş, çalışırken evde olmanın bir kıymeti varmış. Şimdi haftasonları bile diğer günlerden farksız.
Ay bu yılı salim kafayla atlatayım daha da bir şey istemiyorum.
Öncelikle söyleyeyim hiç bir zaman disiplinli bir şekilde ders çalışamadım. Öğrenciyken en iyi geçen sınavlarıma hep müzik dinlerken bir şeyler yazarak, film falan izleyerek yani son derece ders çalışma kurallarına aykırı davranarak hazırlandım ve başarılı oldum. Lakin ki artık genç değilim ve zihnim bazı şeyleri öğrenmede zorlanıyor. (Tamam itiraf ediyorum işime gelen şeyleri pek güzel öğreniyorum ama "ders" kategorisindeki şeyleri öğrenemiyorum) O yüzden bu yıl kendimi şartladım. Program yapıp çalışacağım (Allahım yazarken bile inanmıyorum kendime ya ) .
Girdiğim bunalımlar şöyleydi;
-Bu yaşa geldim ve yeni mezun olan biriyle aynı çaresizlikteyim
- Hayatımızdaki her önemli planı ertelemek zorunda kaldık
-Yoksa öğretmenlik benim için doğru karar değil miydi başka ne iş yapabilirim ki ?
-Acaba bu kadar tırmalamayıp akışına mı bıraksam?
- Evde ne yapacağım ki ben?
-8-9 Yıllık öğretmenlik emeklerim boşa gitti
Böyleyken böyle olunca bir karar almak şart oldu. Kabaca bir plan yaptık. Bakalım,şu tatiller bayramlar geçince başlayacağım ders çalışmaya.
Bu arada evde zaman nasıl geçirilir bir anlatayım. Sabah yine erken kalkıyorum çünkü geç yatıp geç kalkmaya alışıp miskinleşmek istemiyorum. Kahvaltıdan önce Nensi köpekle geziyoruz, ardından kahvaltı ve tüüüüüüm gün film, kitap, dizi vs. şeklinde geçiyor. Akşam olunca alıyorum bilgisayarımı mutfağa, mis gibi yemekler hazırlarken takip ettiğim dizileri izliyorum ( modern family, the mentalist, the americans vs. ) , sonra Uzi geliyor yemek yiyoruz, sonra ya oyun oynuyoruz ya film izliyoruz böyle böyle gün bitiyor. Gün bana ne katıyor? Hiç. Evde kadınlar ne yapıyor allahaşkına. O kadar sıkıcı ki. Tamam arada dışarı arkadaşlarıma gidiyorum falan ama çoğunlukla evdeyim. Zaten yakın arkadaşlarımın neredeyse hepsi karşıda. Trafiğn olmadığı saatler diye bir şey de yok artık İstanbul'da. Geçenlerde Ebru'ya gittim ve dönüşte resmen mahsur kaldım. Her trafiğe çıktığımzda İstanbul'a olan nefretim büyüyor.
Ya her hafta pazara gidiyorum yoksa habire marketten sağlıksız şeyler alıp yiyoruz. Ha sanki pazardakiler ultra sağlıklı ama daha feriköy organik pazar kafasına gelememişim demek ki.
Evde olmak gerçekten çalışırken güzelmiş, çalışırken evde olmanın bir kıymeti varmış. Şimdi haftasonları bile diğer günlerden farksız.
Ay bu yılı salim kafayla atlatayım daha da bir şey istemiyorum.
Etiketler:
bir çeşit günlük,
ev hanımı demişsin ama sıkılıyorum,
ev hanımı ne yapar,
evde olmak,
kpss
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

