6 Ocak 2016 Çarşamba

9 Ay Sonra

Tabi ki 9 aydan fazla geçti ama bir türlü yeni kayıt deyip yazamadım. Bugün yarın derken geçti bile zaman. Bu zamanda tabi ki hayatımızın en önemli değişikliği oldu. Biz anne baba olduk 3 hafta önce. Minik Pars da ailemize katıldı, bizi mutlu etti.
Hamilelik çok güzeldi, belki hiç bir şeyi abartmamamdan, rahat bi tip olmamdan kaynaklı olabilir belki sadece şanslıydım ama bir sorun yaşamadan güle oynaya geçirdim.
Aslında bu güzel olayı ve hamileliği böyle geçiştirmektense güzelce uzun uzun yazmak gerek anı olsun diye ama başka sefere artık.
Hayat güzel

30 Aralık 2014 Salı

Yeni yıl yazısı adettendir

Sene bitti bitecek. Zaman , çok klişe olacak belki ama su gibi akıp geçiyor gerçekten. Yirmili yaşlarımın son senesindeyken bu hız beni yusuflatmıyor değil. Bir gün bir bakacağım ellilerime gelmişim. Ya insanlar her yaşın ayrı güzelliği var falan dese de gençlik gibi yoktur heralde.

Neyse. Bu yıl hayatımıza bir kişi daha katılsın diye bir karar almıştık yaz sonu. Hala beklemelerdeyiz, bakalım ne zaman gelmeye karar verecek kendileri. Çok bize kalmış bir durum yok bildiğim kadarıyla. Tamamen random bir sistem. Çünkü bu işi çok isteyenler, deli gibi uğraşanların çocukları bir türlü olmazken düşünmeden öylemesine sevişip hamile kalan çok kişi var. Ben ne deli gibi istiyorum ne de amaan olursa olur olmazsa olmaz diyorum. Oluyosa olsun, bu her ay beklenti durumu, "ay oldu mu, ay başım ağrıyo ama ilaç almayayım, abuk subuk hareketler yapmayayım" olayları can sıkıcı. Ben bir kaç ayda bunlardan sıkıldıysam senelerdir uğraşanların allah yardımcısı olsun.

2014 'te ne öğrendim falan demeyeceğim bi halt öğrenmediğime eminim. Öğrendiysem işle alakalı biraz mevzuat öğrenmişimdir. Resmi yazı nasıl hazırlanır falan öğrenmişimdir. Onun dışında "artık daha blablayım" türü değişiklikleri pek hissetmiyorum. Mutlaka hayat tecrübesiyle alakalı bir şeyler olmuşsa da ben fark etmedim :D Sonracığım mutfak işlerine çok feci bulaştım. Bol bol yemek, pasta, kurabiye vs. yaptım. Alıyorum bilgisayarımı mutfağa getiriyorum hem yapıyorum hem izliyorum. Bol bol gezdik sonra.Hatta Gaziantep'ten yeni geldik. Komple baklava, şöbiyet, iç yağ ve et yemeği olmuş olarak döndük.
Efendim yeni yılda değişmesini istediğim bir şey yok. Halimden, evimden, işimden ziyadesiyle memnunum. Biraz daha az fevri olmayı isterim tabi ki niye istemeyeyim manyak mıyım, ama benim istememle ilgisi olmuyor yapamıyorum napayım. Hala bu yaşımda (!) bok gibi her şeye parlayıp bin pişman oluyorum. Beni böyle yaratmış yaradan ne yapayım.


Herkese mutlu, huzurlu ve tabi ki en önemlisi sağlıklı yıllar diliyorum.

25 Kasım 2014 Salı

İşler güçler


Tam gün çalışmaya başladığımdan beri hayatım düzene girdi vallahi. Daha aktifim daha hevesliyim. Az önce geçen yılki yazılarımı okudum da evde ne çok sıkılmışım. Bütün  o eşofman, tv, internet teyzesi ruh halimde boğulmuşum resmen. Burada bu şekilde mutluyum. Okulla ilgili planlar yapıyorum, yeni planlar geliştiriyorum, Odama geliyorum, sabah kahvaltımı burada ediyorum, öğretmen arkadaşlarla sohbet muhabbet. Yoğun bir günse çabuk geçiyor, yemek bile yemediğim oluyor,gün boyu görüşmeler, milli eğitime gitmeler, telefonlar vs.  hemen akşam oluyor. Boş bir günse -ki bazen telefonun bile çalmadığı oluyor, o gün hiç geçmiyor. Kitap okuyorum, nette takılıyorum hatta film izliyorum. Dün bir arkadaşımla konuşurken de düşündük yahu biz okuldayken müdürlerin de böyle çok boş zamanı mı olurdu dedik. İşim yokken ne yapayım kendi kendime evrak mı imzalayayım yani deli gibi. Ben de keyfime bakıyorum, Minecraft bile oynadığım oldu okulda. Bundan rahatsızlık da duymuyorum açıkçası, bunca zamandır 10 senedir çalışıyorum. Bunun dokuz yılı çok yoğun bir şekillde engelli çocuklarla geçti. Ve hayatımın o kısmı azalarak bitti. Bunca emeğimin karşılığı olarak görüyorum bunu. İtiraf etmeliyim ki çocuklarla aktif olarak çalışmamak beni çok rahatlatıyor.  Geçen yıl yok yere kendimi sıkmışım devlete atanacağım diye. Tabiatımda yok ders çalışmak, kitapları gördükçe midem bulanıyordu resmen. Sınavdan vazgeçince kitaplarımı güle oynaya paralayıp attım. Hayatta bir sürü seçenek varken tekini ısrarla oldurmaya çalışmak anlamsız. Zaman ve enerji kaybı.Hayat bana başka bir kapı açtı ve ben de oradan içeri girdim. İyi ki de öyle yapmışım.

25 Eylül 2014 Perşembe

Ara yaramıyor

Fark ettim ki işleyen demir ışıldıyor. Evde çalışmıyorken içimden yazmak gelmezken şimdit tam günlük çalışmaya dönmüşken canım hep yazmak istiyor. Aslında yazmak değil gezmek istiyor. Sürekli seyahat bloglarında, bookingde skyscannerda cinlikler peşindeyim. Bu yılki seyahat planlarımızı güzelce gerçekleştirdik. Daha Aralık ayında Antep yapacağız ve seneyi gezerek bitireceğiz.
İnsanın dilediği gibi yaşamasının önündeki tek engel kendisi olabilir mi? Sürekli yeni planlar hedefler koya koya hayatı kaçırıyor olabilir miyiz? Hep garantici gitmeye çalışırken zaman geçip gidiyor ve bir daha geri gelmeyecek en kıymetli şeyi "zamanımızı" kaybediyoruz. Belki de büyük şehirde yaşamanın getirdiği bir şey bilemiyorum. Burada sürekli stres içinde kendimizi aldığımız şeylerle garantide hissederken küçük yerlerde köylerde yaşayanlar hiç böyle kaygıları olmadan stressizce yaşayıp gidiyorlar. En azından buradan manzara böyle görünüyor. Burada iş bulmak, işi sürdürmek, evin olması araba olması, çocuk sahibi olmak, o çocuğu doğuracak hastaneye bir ton para bayılmak, sonrasında okuluna bir ton para bayılmak bütün bunların hepsinin sende stres yaratması. Bir hayat kurup sürdürebilmek için çok çalışmak ve planlar yapmak gerekiyor.
Ya da ara sıra Uzi'yle konuştuğumuz gibi serkeşlik yapıp planı falan boşverip koyverip nasıl istiyorsak öyle yaşamak gibi bir seçeneğin de var. Plansız, ileriye dönük hiç bir yatırım yapmayarak saldım çayıra mevlam kayıra stayla.
Uzun süre sonraki ilk yazımın bu şehirde mutlu olmanın zorluğu ve ne kadar sevmeyişim sevemeyişim olması da ilginç oldu.
İnsanın kendine şunu sürekli hatırlatması gerekiyor: Hayat güzel bee

2 Ocak 2014 Perşembe

The broken circle breakdown


Bazen izlediğim filmler beni çok etkiler, günlerce etkisinden çıkamam. Old Boy ve İncendies'ta da böyle olmuştum.
The Broken Circle Breakdown'ı bir süredir görmekte ve merak etmekteydim ancak zamanı gelmemiş olacak ki bir türlü elim gitmemişti. Sonunda o gün geldi ve filmi açtım. Bittiğinde ben de bitmiştim. Bütün yaşam sevincimi enerjimi vakumlar gibi çekti film.
Filmde aşık olup evlenen çiftimiz çocuklarının hastalık süreci ve onu kaybettikten sonra yaşadıklarıyla "işte biz o gün tükeneceğiz" psikolojisine girip çıkamıyorlar. Bu süreci öyle güzel,ajite etmeden, acıyı gözümüze sokmadan anlatmış ki biz de acının kendisi oluyoruz. Çifti bu yaşadıkları büyük acıyı karışlama farklılıkları ayırıyor, kendi inançlarını , hayallerini sorguluyorlar. Çok güzel çok çok güzel bir film.
Not: Siz de benim gibi filmden sonra dövme yaptırmak isteyecek ve hemen filmin müziklerine sarılacaksınız bence :)

25 Aralık 2013 Çarşamba

Yılsonu



En son kalbim ve aklım İtalya'da kalmış bir halde yazmışım buralara. Aklım hala orada, ama yeni maceralar için plan yapmıyor da değilim.
Yaklaşık dört aydır evde olmak bana hiç yaramadı. Bu blogda vaktiyle "ev hanımlarını kıskanıyorum" yazmıştım , şimdi onu geri alıyorum. Böyle bir sıkıntı olamaz. Böyle bir pejmürdelik, serkeşlik, efendime söyleyeyim teyzelik yok. Benim genetiğimde oturmak yok. Sıkıntılar bastı, evde bütün gün oturup akşam kocasına saran kadınlara döndüm. Ne verimli ders çalışabildim ne de günlerimi organize edebildim. Alışveriş yapmak bile beni mutlu etmedi. Bir mağazada güzel bir kıyafet görünce "çalışmıyorum ki bunu nerede giyeceğim, evde mi giyeceğim" demeye başladım. İnternette Kevser'in Mutfağı , Hünerli Bayanlar gibi overrated yemek bloglarına dadandım. Hemen her gün bilgisayarı mutfağa götürüp yemek yaptım. Bu buhran bana tartıda 3 kilo olarak geri döndü. Hayatımda ilk kez 54'ü gördüm. Gözlerim fırladı, kendimi Pelinsu gibi hissettim. Ya pasif ve şişman ve işsiz biri olarak ölecektim ya da kendime iş bulacaktım. Ben de iş buldum.
Artık haftanın 4 günü 8-12 veya 9-1 arası (bana kalmış) bir anaokulunda müdürlük yapıyorum. Eve dönünce de motive bir şekilde dersime çalışabiliyorum kafam rahat. Bunca yıldır it gibi çalışmamın güzel bir karşılığı oldu bu iş bana. Şimdi erken ama mutlu kalkıyorum, kumaş pantolon falan giyip (kotlu ve spor ayakkabılı müdür olunmuyor yavrular, zaten küçük gösteriyorum iyice badi oluyorum) , süslenip püslenip işime gidip müdürcülük oynuyorum. Bunca yıl ezilenin işçinin emekçinin tarafındayken şimdi sermayenin ve kapitalizmin parçası oldum . Öğretmenlerle konuşurken artık patronu kollamam gerektiğini anladığım an bir aydınlanma yaşadım. Artık izinler, maaşlar, geliş-gidiş saatleri, işe alım ve işten çıkarma olayları bana bağlı ve bu beni biraz huzursuz ediyor.
Öğretmenlerden birinin 500 (yazıyla beşyüz) lira maaş aldığını duyunca "nasıl ya başka bir yerde 3 katını alırsın tam güne delirdin mi git hemen çık burdan" dememek için kendimi zor tutuyorum.  Tuhaf tuhaf işler içindeyim ama du bakalım.
Şimdi efenim 2014 geldi çattı. 2013 oldukça verimli geçti. Çok fazla seyahat ettik, çok fazla kamp yaptık, arkadaşlarımızla vakit geçirdik, yedik içtik eğlendik. 2014'te de elbette devamını bekliyorum ehehe. Bütün yılı ve yazı gezip tozarak geçirdikten sonra evde tıkılmak da bana koymuş olabilir ama artık yarım gün de olsa bir işim olduğu için bu konuya kafa yorabilirim. Bir de tabi ki sevdiklerimiz için mutluluk ve sağlık diliyorum
Yeni yılda artık atanıp devlete geçmek ve Uzi'yle minik planlarımızı hayata geçirmeyi istiyorum. Çok çok çok istiyorum bunu. İnşallah olur.
Dinimiz amin.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Döndük



Döndük. Şebo'nun dediği gibi "dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yürüdük kilometrelerce". Kalbim Siena'da, Floransa'da ve diğer yerlerinde kaldı İtalya'nın. Ama en çok Floransa'da.
Çok güzeldi. Araba kiraladık, sokaklarında serserilik yaptık, iki kere yanlışlıkla tramvay yoluna girdik, dünyanın en güzel tiramisusunu yedik (Pompi adlı dükkan herkeslere tavsiyemdir) ,6 günde  şehir gezdik, turist olmanın , dilini kültürünü bilmediğin bir yerde olmanın tadını çıkardık, el ele, kol kola gezdik gezdik gezdik.
Ve döndük :(