Neyse okulda baktım arkadaşlarım dışlamaya başladı okulda fiş yazıyorum diye, bu sefer dedim öğretmenim ben de çizgi çekmek istiyorum. Bu sefer çizgiye döndük.
İlkokul öğretmenim lanet bir kadındı. Eğer ki bir hakkım varsa helal etmiyorum kendisine beni çürüttü kadın. Bir gün okula müfettiş geldi. Ben 3. sınıfta falanım. Çocuklara GAP nedir çocuklar diye sordu. Ben hemen parmak kaldırdım. Zaten benden başka kimse kaldırmadı. Ben hemen cevap verdim. Gazeteden okumuştum ya ordan biliyordum. Müfettiş aferin dedi oturdum. Ben anlattım dedi öğretmen. Halbuki yalancı kadın anlatmamıştı.
Matematik dersine başladığımızda bir baktım ki matematik özürlüyüm. Öyle böyle değil anlamıyorum olayı. Kümlerden sonra karıştı işler. Ben matematikte yetersiz oldukça öğretmenim mankafa diye kafama vururdu benim. Hiç unutmam. İnşallah ilkokul öğretmenim Neriman Güzel benim gibi diğer çocuklara da unutamayacakları böyle iğrenç anılar bırakmamıştır. Ben o zaman bu zamandan beridir matematik derslerinde kitap okurum. Öğrencilik hayatım boyunca böyle geçti. Sırf o yüzden ortalamam tutsa da matematik yüzünden teşekkür falan alamadım. Matematiği umursamadım o da beni umursamadı, hep böyle seviyeli bir ilişkimiz oldu. Ben markette falan para üstünü hesaplayamadım, öğrencilerimle matematik çalışırken masa altından parmak hesabı yaptım, dolmuşta falan 2 Bostancı ne eder uzun süre düşündüm, yüzde 50 lik dışında indirimleri hesaplayamadım ama yine de sevindim, hatta daha önceki bir yazımda bahsettiğim gibi müthiş bir matematik seviye belirleme sınavıyla ortaokula alındım ama yine de uzak durdum matematikten.
Ben uzak dursam da matematik beni bırakmıyor ki.
Bir kaç gün önce komşumuzun kızı geldi. Lise 1. sınıfta. Bir soru soracağım dedi elinde defteri. Bakayım dedim ve dannn! O da ne? Bu matematik mi dedim kıza. Çünkü sayı mayı yoktu. P vardı q vardı, değişik şeyler vardı.Gözlerim kamaştı bir an. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben dedim matematik özürlüyüm ebe ebehhşlkldsfkişflasafploprlgk gibi sesler çıktı benden. Öyle gitti kız elinde defter.
Bu akşam da yine kapımı çaldı. Baktım bu sefer edebiyat defteri elinde. Sınavı avrmış. Hah dedim getir. Ama o da ne? Tamamen ezbere dayalı, tanım soruları. Aptal aptal şeyler. Öğretmen anlatmamış bir halt sadece ezbere yazdırmış ha babam. Hay dedim tüküreyim böyle eğitim sisteminin içine. Bu çocuklar ondan okuldan dersten bucak bucak kaçıyorlar. Hiç bir fikir tartışması, beyin fırtınası yok. Kızın yazılanlardan haberi yok. Geçeceği kadarını ezberlemiş bitmiş. Tamamen edebi bir dille yazılmış, tanımlarla ezbere dayalı sistemin esiri müfredat kitabı ve belli ki müfredat öğretmeninin esiri lise öğrencisi. Bazı şeyleri anlattım açıklamaya çalıştım ama baktım bakıyor öyle bana. Kusura bakma çok ayrdımcı olamadım sana dedim. İçinden demiştir sen nasıl öğretmensin be, matematik yok edebiyat yok. Yok canım yok bende bir bok yok. Millet o p leri q ları öğrenirken ben sıra altında Kaptan Grant 'ın çocuklarını okuyordum çünkü. İyi ki de okumuşum. Ha ilerde amacım atom mühendisi doktor falan olmak olur çabalarım ama ben zaten ressam oalcağım, tiyatrocu olacağım diyordum ne matematiği.
Kendi çocuğumu da bu sisteme kurban vermeyeceğim. Geçeceği kadar not alsın bana kafi. Ödev ödev diye karabasan gibi başına çökmeyeceğim, notu 4'ten 3 e düştü diye psikolog psikolog gezmeyeceğim, özel dersler aldırmayacağım. Okulda öğretilenlerin onu yemesine izin vermeyeceğim.
Bu da böyle biline.
Foto

