Matematik- Edebiyat bilmem, ben nasıl öğretmen oldum onu hiç bilmem.

Ben okumayı-yazmayı çok küçükken öğrendim. Dün gibi aklımda. Bir tane ilkokul birinci sınıf kitabı vermişlerdi elime. Bütün aile toplanmış etrafıma. Ben başladım okumaya. Herkes aa okuyor bu çocuk dediler. Okula başladığımda gazete okuyordum ben. 1.Sınıfa da erken gönderdiler beni. İlk günler herkes başladı çizgi çizmeye. Düz çizgi yan çizgi çiz babam çiz. E ben gazete okuyorum. O zamanki favori kitabım Fadiş'i hatim etmişim, Kim kimdir ansiklopedilerini okuyorum. Öğretmenime dedim ki "Ben çizgi çizmek istemiyorum." Bu sefer de verdi Ali gel. Ali gelemez olası Ali, sayfalar dolusu Ali gel, Ali bak, Emel bal al. Eve geliyorum öğretmen vermiş sayfalarca Ali türevleri. Ben bitiriyorum ödevi, başlıyorum Denizler altında 20.000 fersah'ı okumaya. Evde, yatakta, yorgan altında lambayla, çatıda, ağaçta, hamakta, misafirlikte her yerde okuyorum da okuyorum , okumalara doymuyorum. Bana kitap yetişir mi bu hızda. Daha beyaz opak çoraplarım ayaklarımda okulda Ali gel ama ben banliyö trenlerini biliyorum, ısırgan neden yakar onu biliyorum, fotosentez nedir onu biliyorum. Rahmetli babam da çok ama çok okuyan bir adamdı. Bir sürü kitabın ilk baskıları vardı onda. Bir soru sorardın hemen kitapları sererdi önüme al öğren diye. Gazeteden bir yazı okutur sonra da sorardı ne anlatıyor diye. Hep elinde kitap olurdu.
Neyse okulda baktım arkadaşlarım dışlamaya başladı okulda fiş yazıyorum diye, bu sefer dedim öğretmenim ben de çizgi çekmek istiyorum. Bu sefer çizgiye döndük.
İlkokul öğretmenim lanet bir kadındı. Eğer ki bir hakkım varsa helal etmiyorum kendisine beni çürüttü kadın. Bir gün okula müfettiş geldi. Ben 3. sınıfta falanım. Çocuklara GAP nedir çocuklar diye sordu. Ben hemen parmak kaldırdım. Zaten benden başka kimse kaldırmadı. Ben hemen cevap verdim. Gazeteden okumuştum ya ordan biliyordum. Müfettiş aferin dedi oturdum. Ben anlattım dedi öğretmen. Halbuki yalancı kadın anlatmamıştı.
Matematik dersine başladığımızda bir baktım ki matematik özürlüyüm. Öyle böyle değil anlamıyorum olayı. Kümlerden sonra karıştı işler. Ben matematikte yetersiz oldukça öğretmenim mankafa diye kafama vururdu benim. Hiç unutmam. İnşallah ilkokul öğretmenim Neriman Güzel benim gibi diğer çocuklara da unutamayacakları böyle iğrenç anılar bırakmamıştır. Ben o zaman bu zamandan beridir matematik derslerinde kitap okurum. Öğrencilik hayatım boyunca böyle geçti. Sırf o yüzden ortalamam tutsa da matematik yüzünden teşekkür falan alamadım. Matematiği umursamadım o da beni umursamadı, hep böyle seviyeli bir ilişkimiz oldu. Ben markette falan para üstünü hesaplayamadım, öğrencilerimle matematik çalışırken masa altından parmak hesabı yaptım, dolmuşta falan 2 Bostancı ne eder uzun süre düşündüm, yüzde 50 lik dışında indirimleri hesaplayamadım ama yine de sevindim, hatta daha önceki bir yazımda bahsettiğim gibi müthiş bir matematik seviye belirleme sınavıyla ortaokula alındım ama yine de uzak durdum matematikten.
Ben uzak dursam da matematik beni bırakmıyor ki.
Bir kaç gün önce komşumuzun kızı geldi. Lise 1. sınıfta. Bir soru soracağım dedi elinde defteri. Bakayım dedim ve dannn! O da ne? Bu matematik mi dedim kıza. Çünkü sayı mayı yoktu. P vardı q vardı, değişik şeyler vardı.Gözlerim kamaştı bir an. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben dedim matematik özürlüyüm ebe ebehhşlkldsfkişflasafploprlgk gibi sesler çıktı benden. Öyle gitti kız elinde defter.
Bu akşam da yine kapımı çaldı. Baktım bu sefer edebiyat defteri elinde. Sınavı avrmış. Hah dedim getir. Ama o da ne? Tamamen ezbere dayalı, tanım soruları. Aptal aptal şeyler. Öğretmen anlatmamış bir halt sadece ezbere yazdırmış ha babam. Hay dedim tüküreyim böyle eğitim sisteminin içine. Bu çocuklar ondan okuldan dersten bucak bucak kaçıyorlar. Hiç bir fikir tartışması, beyin fırtınası yok. Kızın yazılanlardan haberi yok. Geçeceği kadarını ezberlemiş bitmiş. Tamamen edebi bir dille yazılmış, tanımlarla ezbere dayalı sistemin esiri müfredat kitabı ve belli ki müfredat öğretmeninin esiri lise öğrencisi. Bazı şeyleri anlattım açıklamaya çalıştım ama baktım bakıyor öyle bana. Kusura bakma çok ayrdımcı olamadım sana dedim. İçinden demiştir sen nasıl öğretmensin be, matematik yok edebiyat yok. Yok canım yok bende bir bok yok. Millet o p leri q ları öğrenirken ben sıra altında Kaptan Grant 'ın çocuklarını okuyordum çünkü. İyi ki de okumuşum. Ha ilerde amacım atom mühendisi doktor falan olmak olur çabalarım ama ben zaten ressam oalcağım, tiyatrocu olacağım diyordum ne matematiği.
Kendi çocuğumu da bu sisteme kurban vermeyeceğim. Geçeceği kadar not alsın bana kafi. Ödev ödev diye karabasan gibi başına çökmeyeceğim, notu 4'ten 3 e düştü diye psikolog psikolog gezmeyeceğim, özel dersler aldırmayacağım. Okulda öğretilenlerin onu yemesine izin vermeyeceğim.
Bu da böyle biline.
Foto

Cins köpek mi istiyorsunuz? Bu cinsleri gördünüz mü? -Hayvan ambulansı




Diyelim yolda , sokakta vs. yaralı bir hayvan gördünüz, eve götürseniz bir türlü sokakta bıraksanız bir türlü. Kimi arayacağınızı bilmiyorsanız BGD Hayvan ambulansını hizmete sokmuşlar. Arıyorsunuz 153 'ü , geliyorlar alıyorlar hayvanı en yakın kliniğe götürüyorlar.
Lütfen bu numarayı, bu imkanı duyuralım.

Buyurun buradan bilgi edinebilirsiniz.

...

İşte böyle dargın yatılan bir gece daha... Ziyan bir gece daha... Umurunda değil ki, horul horul uyuyor.

Heebirneebir

Cuma günü uyandım, üstümde bir ağırlık. Annemin çıkardığı yün yorgan olsa gerek dedim kalktım. Otobüste midem bulanmaya başladı. İşe gittim, titriyorum, üşüyorum, halsizlikten kırılıyorum. Biri dokunsa "Beni öldürmeye mi çalışıyorsun" bakışları atıyorum. Saat 1 e kadar zor dayandım atladım taksiye eve döndüm. Attım kendimi kanepeye, üstüme aldım yorganı, dedim yolun sonuna geldim kızım. Millet arıyor "Domuz gribi olmuşsundur sen koş koş hastaneye" deyip kızıyorlar bana. Beni bilen bilir ben her hastalıkta hastaneye doktora koşmam, ilaç da almam hemen. Vücudum önce kendi kendini tedavi etmeye çalışsın diye beklerim. "Vücut zaten mücadele edememiş ki hasta olmuş cahil" demeyin fena yaparım. O bayıla bayıla koştuğunuz antibiyotiklerin vücuda ne tür zararları var biliyor musunuz? Ya tylol hot? Apranax ? Çok mu faydalı? Neyse efem. Sürüne sürüne banyoya gidiyorum, klozet bile buz gibi soğuk geliyor, domuz gribi belirtilerine bakmak için zar zor neti açıp bakıyorum anam diyorum belirtiler aynı işte. Yok diyorum kızım daha önce de böyle oldun sen. Pimpirik yapma. Uyudum uyandım. Saatin kaç olduğunu içerden gelen seslerden anladım. Uyudum uyandım Derya'lı günler var, hmm daha erken. Uyudum uyandım yemekteyiz var. Hmm akşam oluyor. Uyudum uyandım Thriller çalıyor! Orda kaldım. Ondan saati bilemezdim. Sırf merakımdan gebere gebere tv başına geldim, Popstar Alaturka 'da dansçılar falan var. Herhalde iyice ateşten aklımı oynattım diyip yatıyorum. Uyandım Hanımın Çiftliği var. Kalktım yemeği zor yedim. Sardı korkular beni. Ya domuz gribiysem, ya sabaha ölü bulurlarsa diye. Öte yandan da her yerim ağrıyor kim gidecek hastaneye bana ne ben iğne yaptırmam diyorum. (İğneden çok korkarım, en son çocukken oldum daha da yaptırmadım.)
Baktım başım dönüyor atladık taksiye gittik. Gitmesem annem döve döve götürecekti kuşkusuz.
Hastayken huysuzum ne yapayım içimden geliyor. Gittim, herkes maskeli. Muayene ettiler falan. Teşhis: Akut faranjit. Hebirnebir değilmişim yani gözüm aydın.
Daha yeni iyiyim. Şu anda da başım ağrıyor ateşim var ama iyiyim diyebilirim.
En kısa zamanda aşı olmam lazım. Normal grip aşısı. Hesap ettim geçen yıl 4 kez böyle ağır hasta olmuşum. ( Neye göre ağır bir de o var dimi. )
Şimdi sevgilime geldim. O bakıyor bana. Biraz iyi oldum koştum hemen ona. Almaya gitti bana pasta. Pastayı yiyince kocaman sarılacağım ona. Ohh yeaah. Rap bile yapacak kadar iyileşmişim işte.

Kendi kızını öldürür müsün?

İşyerinde bir veli var. Sık sık kuruma uğrar, öğrenci bulur falan. Dün de geldi. Bir tanıdıklarının kızı kocaya kaçmış. Bizim Antakya'lı psikoloğa soruyordu "sizin orada kocaya kaçanı vururlar mı? " diye. Kendisi G.Antepliymiş. "Bizim orada vururlar" dedi. Ben önce güldüm falan. Şaka yapıyor zannettim. "Hadi canım" dedim olur mu öyle şey. "Ne var ben de vururum ki " dedi. "Kendi kızım kaçsın ellerimle vururum hatta" dedi. Kanım dondu birden.
"Aile toplanır en az cezayı alacak erkek vurur " dedi. "14-13 Yaşında erkek kardeş varsa o vurur" dedi. "Niye vuruyorsunuz ki ?" dedim kaçtıysa kaçtı evlenir oturur, evlat öldürülür mü dedim. Ya benim öbür kızım da kaçarsa benim öldürmememden cesaret alıp dedi. Ne diyeceğimi bilemedin kaldım. Karşımda her zaman bize karşı nazik, saygılı olmuş, 15, yıldır kuruma gelip giden, çocuklara şefkat gösteren ağır engelli kızı olan bu adam kendi evladını vurur mu? Ve bunu sonuna kadar savunur mu? Bu nasıl mümkün? Hep gazetelerden okuruz, tv den izleriz ya. Sanki o adamlar çok uzak gibi gelir. Sanki o adamlar dağda köyde doğuda yaşar ama hayali bir imge gibidir ya. O adam kanlı canlı gerçek imiş onu anladım.
Ama dedim Allah seni affetmez, kimseyi öldürme diyor Allah. Nasıl çıkarsın dedim karşısına sonra. Güldü bana. Allah affeder bir şey demez dedi. Allah affetmez dedim. Sen kendi evladını öldürmüyorsun Allah'ın bir kulunu öldürüyorsun dedim. Bir şey olmaz dedi. İnsan namusu için yaşamaz mı dedi. O da benim namusum kirletirse öldürürüm dedi. Şok edici dimi. Ne cehalet yarabbim. Bu adamın kızı olsaydım çoktan mezardaydım. Eminim onun namus kirletme gördüğü bir sürü şey yapmışımdır. Bu adamın erkek çocukları da böyle büyüyor, onlar da belki böyle evlatlar yetiştiriyor.
Pes doğrusu.

Hamilelikten itibaren anlatır mısınız?

Hamileyken:
- Grip oldum.
- Ateşli hastalık geçirdim.
- Suyum azaldı.
- Düştüm.
- Doktor "özürlü bu" dedi.
- Doktor fark etmedi.
- Akraba evliliği vardı.

Doğumda:
- Erken doğdu.
- Oksijensiz kaldı.
- Mosmordu.
- Doktor "özürlü bu" dedi.

Doğumdan sonra:
- Ateşli havale geçirdi.
- Soğuk havale geçirdi.
- Hiç anlamadık, birden öyle oldu.
- Düştü.
- Kafası büyümeye başladı.
- Kafası küçülmeye başladı.
- Basamadı.
- Seslenince bakmadı.
- Başını tutamadı.
- Görmüyordu.
- Duymuyordu..
- Elleri- ayakları içe doğruydu.
- Doktor "siz onu bırakın kendi haline zaten fazla yaşamaz" dedi.
- Hep tv. karşısında oturdu.
- Sürekli reklam, klip izliyordu.
- Aşırı hareketliydi, dikkatini veremiyordu.
- Odaklanamıyordu.
- Konuşmadı.
- Çok sessiz bir bebekti.

Doktoru ne dedi?
- "Bırakın bunu zaten bir şey olmaz bundan " dedi.
- Başka bir doktor önerdi.
- "İkinciyi yapın onunla avunun "dedi.
- "Zaten fazla yaşamaz" dedi.
- "Yürüyemez", "Konuşamaz" , "Her şeye hazır olun" dedi.


Bu zamana kadar neden beklediniz?
- Dayısı da geç konuşmuştu- yürümüştü ona çekmiş dedik.
- Anlamadık.
- Babası "bir şey yok" dedi.
- Kaynanam izin vermedi.
- Kimse bilsin istemedik.
- Gerek görmedik.
- Yaramaz bir çocuk zannettik.
- Geçer zannettik.
- Bundan bir şey olmaz zaten.

Bizden beklentileriniz neler?
- Yürüsün.
- Konuşsun.
- Saçını tarayabilsin.
- Kendi işini görebilsin, ben ölürsem ne yapar?
- Okuma-yazma öğrensin.
- Ben çay koyarken o da koymak istiyor ama yapamıyor onu öğrensin.
- Tepki versin.
- Anne desin.
- Bir beklentim yok valla zaten ne öğrenecek profesör mü olacak?
- El işi öğrensin.
- Çok yemek yiyor kilo alıyor az yesin.
- Kendine zarar vermesin.
- Başını dik tutabilsin.
- Oturabilsin.


Öğrencilerimin aileleriyle yaptığım aile görüşmeleri sonucu ortaya çıkan manzara budur işte.
Üstüne ben daha ne yazabilirim ki...
Yorum sizin.

Kimim ben?


İnsanlar doğdukları andan itibaren hayatı ve kendilerini keşfe çıkarlar. Daha minicikken , bebekken ellerini incelersin, emziğinin sakinleştirdiğini keşfedersin, anneni- babanı tanırsın ve onların seni rahatlattığını keşfedersin. Merakın hiç bitmez; bebeklik döneminde her şeyi ağzına götürerek keşfedersin. Yürürsün, evin geri kalanını keşfedersin. Ergenliğe girersin yine keşif başındasındır ama bu sefer kendini keşfe çıkarsın. Sen kimsindir? Kim olduğunu bulmaya çalışırsın. Kendi bulana kadar tarzdan tarza, arkadaştan arkadaşa koşarsın. Her gün başka birine özenir, öykünürsün. Sonunda bundan vazgeçersin çünkü büyürsün. Ama yine kendini keşfin bitmez.
Ben uzun bir süredir kendimin peşindeydim. Ben kimim? Neleri severim? Neler beni ben yapar? Bu dünyada yerim ne? Neleri yapabilirim , neleri yapamam? Ben zamanla insanların karakterinin oturduğunu, olgunlaştığını görüyorum ama kimse kimseye bunun nasıl süreçlerden geçtiğini anlatmıyor. Bunu merak ediyorum. Ben kendimi tek bir tiple sınırlayamıyorum çünkü içinde bulunduğum koşullar değiştikçe ben de değişiyorum. O halde kendimi nasıl bulacağım ki ben? Yani beni tek bir cümleyle özetleyecek bir cümle bile kuramıyorum.
İşyerimde öğretmen oluyorum, benden yaş ve tecrübe olarak kat kat fazla olan insanlara öğretmen olarak tavsiye ve akıl veriyorum,normalde içimin kalkacağı şeyler görsem de sanki gördüğüm normal bir şey gibi görüyorum. Eve dönüyorum annemin huysuz kızı oluyorum. O bir saat önceki sabırlı , hanım öğretmen kız nerde? O halde ben sabırlı hanım hanımcık değilim. Kişiliğimdeki sabırlı özelliğini siliyoruz o halde.
Zamanında bir sürü huysuzluk ettim, bir sürü de insan kırdım. Hatta bazıları için kırdım geçtim de diyebilirim. Ama bir kaç haftadır hayatımı düzene koymak istiyorum. İşimde bir boşvermişlik geldi bana üstümden atamadığım. Yapmam gereken eğitim planlarını aylardır yapmıyorum elim gitmiyor, odam dağınık karmaşık. Arkadaşlarımın bazılarına karşı tahammülsüz ve istemeden de olsa şımarık davranıyorum. O halde ben böyle miyim? Şımarık, huysuz, sabırsız, disiplinsiz vs. İyi biri olmak mümkün diyorum kendime hafta başından beri. Hani hayatımın uyum evresindeydim? Ne zaman uyuz evresine geçtim?