
Bayram ve yıllık iznimin geri kalanı da böylece bitti. Önümde yaza kadar çalışmakla geçirilecek aylar var. Yılbaşı tatili , 23 Nisan, 19 mayıs tatilleri dışında (evet o günleri tatil günleri diye ayrıca seviyorum ama o günler şöyle böyle demeye gerek yok, vatanseverliğimi o günlerle ölçmeyeceğim) tatil olmaksızın çalışacağım.
Kırmızı et sevmem de pek yemem de. O yediğim Burger King menülerinin tarlada yetişmediğini de gayet iyi biliyorum ama bu kurban meselesi kafamı karıştırıyor. İnsanlık oldu bitti zaten adaklar adamış , kurbanlar kesmiştir. Bu kurban ister yağmur tanrısına sunulan bakire olsun ister hindu tapınağındaki tavuk olsun insanlar Tanrı'nın kan istediğini, kurban istediğini düşünüp adamış kesmişlerdir . Ben Tanrı'nın yanlış anlaşıldığını düşünenlerdenim. Bence biz ölünce mahşer günü ne büyük bir yanlış anlamalar içine girip her şeyi nasıl batırdığımızı öğreneceğiz. Diğer insanların ne düşündüğü belli de benim Tanrım, öfkeli, kan isteyen, yakıcı, cezalandırıcı, açıktaki saçıma omuzuma bakan bir varlık değil. Lütfen biraz mantıklı olun. Tanrının sizin kurbanınıza, başörtünüze ihtiyacı yok. Bence her şey düzgün bir insan olmak için kurallandırılmış. Belirlenmiş. Ama insanlarımız Tanrı'nın kararlarıyla emirleriyle ilgili konuşmayı, bilmeden atıp tutmayı ve kralcılık yapmayı pek seviyor. En basitinden biri mutlu olduğunda "Ay Allah bozmasın" deriz. Bu ne şimdi, Allah senin mutluluğunu niye bozsun. Allah bozmaz sen bozarsın. Sanki Allah, Muzip Tanrı kitabındaki gibi insanların mutluluğundan hoşlanmayan bir varlıkmış gibi. Sonra biri kötü bişey söyler hemen "tövbe tövbe" der. Yahu tövbe tövbe deyince Tanrıyı mı kandırıyorsun arkadaş. Zaten senin içini, niyetini, ne demek istediğini senden daha iyi biliyor. Sonra bir laf daha : "Ay Allah günah yazmasın ama..." Oldu başka? Allah günah yazmak için insanların açıklarını aramıyor arkadaşlar. İbadetler dahil Allah'ın emirleri ve yasakları yine insanların tamamen ne yapacaklarını bilememelerinden doğmuştur bana göre. Kendi yaptıkları heykellere, güneşe, ineğe tapınıyorlar, Tanrı yol gösteriyor. İnsanlık bir yaratıcıya ibadet etmek istiyor Allah peygamber yollayıp bunun yolunu gösteriyor. Doğru ve düzgün bir insan olmamız için bize yol gösteriyor. Ve yine kullarını bildiği için cezaları da yasakları da koyuyor. Eğer Tanrı bize; "Ne yaparsanız yapın hepiniz ödüllendirileceksiniz" deseydi nasıl bir dünyada yaşardık sizce? Cehennem olduğu halde ve bunu bildiğimiz halde yaşananlara bir baksanıza. İçimizi temizlemeliyiz, kendimize karşı dürüst olmalıyız önce bence.
Şeytan icadı diye evine tv sokmayan, peygamberimiz böyle yaşıyordu diyerek yerlerde oturan yemek yiyen insanlar tanıyorum. Bir kadınla göz göze gelmemeye çalışan, eline dokunmayan kişiler de tanıyorum. İçimden diyorum ki; Ne kadar korkuyorsunuz günaha girmekten. Gerçekte demek inancınız ve iradeniz o kadar zayıf ki tv izleyerek yoldan çıkabiliyor, Tanrı'dan uzaklaşabiliyorsunuz.
Bu yemekteyiz nedir yahu. Yemek yeniyor herkes kraliyet ailesine mensup çatal sağda olmaz, tatlı kaşığı çatalı üstte olur ay yok kağıt peçete mi olur bilmem ne. Bir de fiks, "yemekten sonra size bir sürprizim var" lafı. Süpriz de çalgılı türkülü eğlence. Herkes ne bok olacağını biliyor ama sürpriz. Bizim yemek ve sofra kültürümüzde böyle bir şey mi var ben bilmiyorum? Bunca zaman evine gittiğim kaldığım arkadaşlarım ne tatlı çatalı kaşığımı üste koydu ne yemekten sonra "sürpriz" yaptı. Eğer normali buysa bileyim de arkadaşlarımla arama mesafe koyayım, baksana bunca zaman nasıl ağırlanmışım haberim yokmuş. Ben yanlış yapıyorsam eğer bundan sonra evime gelecek arkadaşlara önce değişik bir menü hazırlayacağım, sonra tatlı çatal ve kaşığının üstte durduğu ve ortasında çiçek olan bir masa hazırlayacağım, daha sonra da size bir sürprizim var diyerek yan oadada saatlerdir Nancy ile bekleyen saz ekibini çağırıp konuklarımı eğlendireceğim.
Bu da böyle biline.
foto