8 Eylül 2011 Perşembe
Domates
Şimdi bizim marketten alıp yediğimiz şey domatesse, bu bahçeden kopup gelmiş şey de ne?
Hangisi domates ?
Yediğimiz şeylerin tadı tuzunun olmamasına alıştık ta sebzelerin meyvelerin kusursuz görüntülerine de alışmışız ki bugün bu avucumdan taşan domatesin bu şekilde olanını bahçeli evde büyüyen ben bile görmemiştim.
Gerçekten bu şehirde bir şehir insanı olarak ölmek istemiyorum.
6 Eylül 2011 Salı
İşim iş
Şimdi artık kendimi özel eğitim sektöründen çıkartmaya karar verdim. Belli oluyor ki bu işi daha fazla mutlulukla yapamayacağım. Bir işi hakkıyla yapmadıktan sonra hiç yapmam daha iyi. E söz konusu olan böyle çocuklar olunca daha çok vicdan muhasebesi yapıyorsun. Normalde bir ofis işinde çalışsan bazen işi salarsın veya işin müsaitse o gün daha az çalışırsın. Ama bende böyle bir şey söz konusu değil. Gelen çocuğun zaten 45 dk seansı. "Ay ben bu seansı sallayayım" diyemiyorsun. Yoruldum da artık. Şimdi normal çocuklarla çalışayım diye niyetleniyorum ama ilanlara bir bakıyorum şok oluyorum. Mesela Doğa Koleji.
Diyor ki:
6 gün çalışma
yazın sadece temmuz ayı boyunca tatil, 45 günde bir veli toplantısı ve ev- aile ziyaretleri. Ayrıca kulüp faaliyetleri , sene sonu etkinlikleri.
E oldu olacak oraya bir yatak döşek atın orada yaşamımızı sürdürelim. Bu ne ya. Kafayı mı yediniz siz. Öğretmenin ciğerini alıyorsunuz resmen. Verdikleri para da yok para yani , bedavaya öğretmen kazıklıyorlar.
O okul tazrı olmayan yuvalar da bütün yıl haftada 5 gün çalışıyorlar. Canları çıkıyor.
E tamam bir yerde diyeceksiniz ki herkes çalışıyor. Ben de diyorum ki böyle olmamalı.Resmen kölelik bu. İlanlara baktıkça deliriyorum. Bakalım ne halt edeceğim.
Doğa koleji kusura bakmasın da sizin g.tü b.klu kurumunuz için haftada 6 günümü, yaz tatilimin gerisini veremem. Hayatım kıymetli. Kimsenin evine de gidemem. İsteyen buyursun bana gelsin.
Diyor ki:
6 gün çalışma
yazın sadece temmuz ayı boyunca tatil, 45 günde bir veli toplantısı ve ev- aile ziyaretleri. Ayrıca kulüp faaliyetleri , sene sonu etkinlikleri.
E oldu olacak oraya bir yatak döşek atın orada yaşamımızı sürdürelim. Bu ne ya. Kafayı mı yediniz siz. Öğretmenin ciğerini alıyorsunuz resmen. Verdikleri para da yok para yani , bedavaya öğretmen kazıklıyorlar.
O okul tazrı olmayan yuvalar da bütün yıl haftada 5 gün çalışıyorlar. Canları çıkıyor.
E tamam bir yerde diyeceksiniz ki herkes çalışıyor. Ben de diyorum ki böyle olmamalı.Resmen kölelik bu. İlanlara baktıkça deliriyorum. Bakalım ne halt edeceğim.
Doğa koleji kusura bakmasın da sizin g.tü b.klu kurumunuz için haftada 6 günümü, yaz tatilimin gerisini veremem. Hayatım kıymetli. Kimsenin evine de gidemem. İsteyen buyursun bana gelsin.
5 Eylül 2011 Pazartesi
Neden
Tatiller çabuk biter :(
Neden ben şu an tembel bir öğleden sonrasında , gölge altı bir yer bulup şahane öğleden sonrası kestirmesi yapmıyorum neden ?
Neyse ki kurban bayramı tatiline az kaldı. Gerçi vahşet bayramı desek daha doğru da neyse.
10 Ağustos 2011 Çarşamba
9 yıl
Keyifli bir günümdeydim. Oltamı hazırlamış, havuzda balık (yaprak) tutmaya hazırdım. Havuzu yukardan gören beton düzlüğe çıktım. Aşağıda havuzun yanında babam şezlong türü sandalyesinde oturmuş arkadaşıyla çene çalıyordu. Oltamın ucundaki teli kıvırıp S haline getirdim. Olta dediğim de bildiğin ağaç dalından yaptığım uyduruk bişey. Oltamı aşağı attım. Kancayı yaprağa takmak için oltamı iyice savurup sağa sola salladım. Birşey yakalamıştım. İp gerildi. Çektim, aşağıdan "ahhh" diye ses geldi. Hemen durdum, aşağı baktım. Balık (yaprak) değil, babamın göz kapağını tutmuştum. Bu olay olalı aşağı -yukarı 16 sene oluyor.
Doğum günümdü , küçücüktüm. Komşumuzda kutlamış, eve gitmiştik. Bahçeden eve girdiğimizde karanlık evin içinde minik ışıklar yanıp sönüyordu. Işıklar yandığında ne olduğunu gördüm. Babam bana gözlerindeki ışıklar yanıp sönen bir ayı almıştı ve ben eve girmeden ışıklarını yakmıştı. Bu olay olalı 19 sene oluyor.
Beyaz bir bisiklet alınıyor bana. Pinokyo. Nasıl mutluyum. Babam beni çıkartıyor sokağa. O zamana kadar 3 tekerlekli pembe bisikletimi kullanmışım, korkuyorum. Babam bir süre arkamı tutuyor. Sonra ben pedal çeviriyorum. Uzaktan sesini duyuyorum. "Bak kendin gidiyorsun ". Mutluyum ,uçuyorum. Bu olay olalı yaklaşık 16 sene oluyor.
Bir misafirlik dönüşü uyanıyorum. Üstümde pembe hırkam var. Babamın kucağında uykuyla uyanıklık arası yerdeyim. Mutluyum. Bu olay olalı çok ama çok uzun zaman oluyor.
Annem anneannemde. Babamla doktorun yasakladığı zararlı hamur işlerini yapıp sevinçle yiyoruz, gönlümüzce tv izliyoruz. Bu olaylar annem oraya gittikçe tekrarlanıyor.
Babam 1 aydır hastanede yoğun bakımda. Onu hiç bu kadar uzun süre görmeden durmamışım. Üzgünüm. Özlüyorum. Korkuyorum. O da beni özlüyor. Her yerde beni görüyor bana sesleniyor. Doktorlar dayanamıyor. Sonunda bir telefona izin veriyorlar ama heyecanlanmayacaksın diye şart koşuyorlar. Önce annem konuşuyor benimle. "Sakın heyecanlandırma, üzme" diyor. Ama ben çocuğum. Telefonda o ağlıyor ben ağlıyorum. Bu olay olalı 15 sene oluyor.
Yine hastanedeyiz. Öpüyorum babamı, "ayy diyorum sakalların batıyor", gülüyor. Dışarı bir iş için çıkıyorum. Geldiğimde, "bak bakalım diyor olmuş mu?" bakıyorum sakalları gitmiş. Nereden bulduysa tıraş bıçağı bulup tıraş olmuş kaşla göz arasında.
Bu olay olalı ve babamı kaybedeli tam 9 yıl oluyor.
Doğum günümdü , küçücüktüm. Komşumuzda kutlamış, eve gitmiştik. Bahçeden eve girdiğimizde karanlık evin içinde minik ışıklar yanıp sönüyordu. Işıklar yandığında ne olduğunu gördüm. Babam bana gözlerindeki ışıklar yanıp sönen bir ayı almıştı ve ben eve girmeden ışıklarını yakmıştı. Bu olay olalı 19 sene oluyor.
Beyaz bir bisiklet alınıyor bana. Pinokyo. Nasıl mutluyum. Babam beni çıkartıyor sokağa. O zamana kadar 3 tekerlekli pembe bisikletimi kullanmışım, korkuyorum. Babam bir süre arkamı tutuyor. Sonra ben pedal çeviriyorum. Uzaktan sesini duyuyorum. "Bak kendin gidiyorsun ". Mutluyum ,uçuyorum. Bu olay olalı yaklaşık 16 sene oluyor.
Bir misafirlik dönüşü uyanıyorum. Üstümde pembe hırkam var. Babamın kucağında uykuyla uyanıklık arası yerdeyim. Mutluyum. Bu olay olalı çok ama çok uzun zaman oluyor.
Annem anneannemde. Babamla doktorun yasakladığı zararlı hamur işlerini yapıp sevinçle yiyoruz, gönlümüzce tv izliyoruz. Bu olaylar annem oraya gittikçe tekrarlanıyor.
Babam 1 aydır hastanede yoğun bakımda. Onu hiç bu kadar uzun süre görmeden durmamışım. Üzgünüm. Özlüyorum. Korkuyorum. O da beni özlüyor. Her yerde beni görüyor bana sesleniyor. Doktorlar dayanamıyor. Sonunda bir telefona izin veriyorlar ama heyecanlanmayacaksın diye şart koşuyorlar. Önce annem konuşuyor benimle. "Sakın heyecanlandırma, üzme" diyor. Ama ben çocuğum. Telefonda o ağlıyor ben ağlıyorum. Bu olay olalı 15 sene oluyor.
Yine hastanedeyiz. Öpüyorum babamı, "ayy diyorum sakalların batıyor", gülüyor. Dışarı bir iş için çıkıyorum. Geldiğimde, "bak bakalım diyor olmuş mu?" bakıyorum sakalları gitmiş. Nereden bulduysa tıraş bıçağı bulup tıraş olmuş kaşla göz arasında.
Bu olay olalı ve babamı kaybedeli tam 9 yıl oluyor.
19 Temmuz 2011 Salı
Umut
Şimdi Begonvilli Ev'de gördüm.
Bu canım köpek Antalya'da ormanda bi5tkin bir halde yatarken bulunmuş. Hayvancağız hem hasta hem de açlık ve susuzluktan mahvolmuş. Hemen bir "insan" tarafından kucaklanıp kliniğe götürülmüş. Şu an tedavisi sürüyor. Masrafları için desteğe ihtiyaç var. Ayrıca iyileştikten sonra da bir yuvaya gitse ne güzel olur.
not: Şimdi öğrendim ki tedavi masrafı için gereken para toplanmış, sıra ev bulmaya geldi. Ama ben yine de Haysev'e destek olmak isteyenler için hesap numarasını yayınlıyorum. Umut için olmasa bile eminim bu bağışın gideceği yavrucuklar vardır.
HaySev Derneği'ne bağış yapmak isteyen üyelerimiz için hesap numaramız:
Banka: Ziraat Bankası
Şube : Çankaya (798)
Hesap Sahibi: Hayvansevenler Derneği (Haysev)
Hesap No: 56997864-5002
IBAN : TR77 0001 0007 9856 9978 6450 02
15 Temmuz 2011 Cuma
Herkes yerlesti
Evdeki bütün eşyalar gibi Nancy de evdeki yerini hemen buldu. Gerçi kendisi yakın zamanda dönemine girdiği için anneme gitti ama dönecek elbet ve camın kenarındaki yerini alıp çocukları korkutmaya devam edecek.
İş değiştiriyorum, evet yine ! Allah'ım hayatımı bu alanda geçirmek istemiyorum. En kısa zamanda kendime bir çıkış yolu bulmak zorundayım. Her türlü parlak fikre algılarımı açtım, bulacağım inanıyorum. Haftaya perşembe işyerimde son günüm. Sonrasında 1 hafta tatile gideceğiz, dönüşte 1 Ağustos'ta da yeni yerime başlıyorum.
Bu aralar acemi şoförlük evrelerindeyim. İlk başlardaki o deli cesaretim kayboldu. Trafikteki denyolar yüzünden korkutucu anlar yaşadıkça cesaretim kırıldı. Ama kendimi bırakırsam bir daha direksiyon başına oturamam diye kendimi telkin edip çıkıyorum yola. Mesela geçen cuma günü tek başıma anneme gittim döndüm, cumartesi günü bizimkilerle gittiğimiz Yıldız Parkı'ndan geri döndüm. Alışverişe falan götürdüm falan. Bugün benim için zor bir görevi yerine gietirip Tem'e çıktım. Size birşey diyeyim mi sokak arası bin daha zormuş o yoldan. Duran arabalar, kaybolmuş şeritler ve denyo yayalar beni korkutanmış meğer. Bugün gayet rahat gittim döndüm helal bana. Yeni işyerim evimden uzakta ve ilk iş günüme kadar o yolda kullanacak kadar öğrenmem lazım. O yol da yol yani. "The Kamyonlu Yol" . Bakalım neler olacak.
Evime alıştım. İşten eve girince büyük mutluluk ve huzur doluyorum. Bu sıcaklardan bunalmış olarak girsem de kendimi önce banyoya atıyorum serin suyla kendime geliyorum. Yemeğimizi yiyoruz, genelde Uzi benden önce gelmiş olduğu için yemekleri hazırlamış veya mutfağı toparlamış oluyor ( not: kızlar yemek yapan erkek buldu mu kaçırmayın ) , yemeğimizi yerken gün içinden konuşuyoruz gülüyoruz eğleniyoruz kritik yapıyoruz , sonra ya birlikte oyun oynuyoruz (şimdi de Assassin's Creed oynuyoruz ), isteyen kitabını okuyor (ben) isteyen gece 1 lere kadar oyun oynamaya devam ediyor (Uzi), hafta içi genelde böyle geçiyor. Hafta sonu da arkadaşlarımızla geçiriyoruz. Geçenlerde çılgınlar grubu geldiler ve evli ziyaretlerini gerçekleştirdiler. Sabah saat 6 olduğunda biz hala köpek gibi gülüyorduk, iyice şirazemiz kaymıştı ve kimsenin aklına uyumak gelmemişti. Çılgınlar grubu hani şu 80ler partisini yaptığımız grup efendim.
Yarın sonunda Harry'nin vedasını bir de sinemada izleyeceğim efendim. Artık bitiyor. Benim gibi bir zamanlarınızı mutlulukla Harry Potter ile geçirmediyseniz beni anlayamazsınız. Karanlık ve güzel bir final bekliyorum.
Yaz rehaveti dört bir yanımı sarmış durumda. Bunu yazabildiğime dua edin.
( Bu ne megalomanlık bre! )
6 Temmuz 2011 Çarşamba
X olsun da görürüm seni
Allah'ım bu lafı edenein ağzına ÇAAAAAAAAAAAAAT diye patlatmak istiyorum. Bre mutsuz , bre patavatsız ben mutsuz olsam sen mutlu , tatmin olmuş mu olacaksın !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
