17 Ağustos 2009 Pazartesi

Mim (oza)

Damlo beni mimlemiş! Damlo bilmiyor ki ben mim yazmayı pek sevmiyorum. Ama bugün onun doğum günü olduğu içiin ben de bu mimi yazmaya karar verdim hem de seve seve ^_^

1.Neden blog yazarsınız?
Ortaokuldan beri günlük tutarım. Bir sürü şet tıkıştırırdım günlük defterimin içine o güne dair. Sonra internet çıkıp da ben daha çok klavye başında vakit geçirmeye başladıkça blog tutmanın da güzel bir fikir olduğuna kanaat getirdim. Blog yazıyorum çünkü yazmayı ve bunu yayınlamayı seviyorum. İlerde kendi gelişimim adına bir iz bırakmak istiyorum. Böylece belki de 40-50 yaşlarıma geldiğimde o zamandan bu zamana ne kadar yol aldığımı, neleri aştığımı geçirdiğimi görmek istiyorum.

2. Son zamanlarda vakit ayıramadığınız bir uğraş?
Son zamanlarda odama vakit ayıramıyorum. Oysa odamın dekorunu değiştirmek istiyorum, boş çerçevelerimi yeni fotolarla doldurmak istiyorum. Buna hiç zaman ve enerji bulamıyorum.

3. Hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz 3 şey?
İyi ki O'nu tanımışım.
İyi ki bu işi seçmişim
İyi ki Nancy'yi sahiplenmişim.

4. Mutfakta en sevdiğiniz uğraş?
Mmm. Mutfakla ilgili her şeyi seviyorum. Her çeşit yemek yapmak, yeni tarifler uydurmak, yemek yemek ve mutfağı temizlemek! ( Şaka değil gerçek! Mutfak ve banyo temizlemeye bayılıyorum! )

5. En sevdiğiniz üç yemek?
Üç çok az, seçim yapamam :)

6. Giyim konusunda abarttığınız eşya?
Beyaz tişört. Bir sürü beyaz tişörtüm var. V yakalı, bisiklet yakalı, kollu, kolsuz, yazılı, yazısız bir sürü.

7. Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz?
Çocuğum yok çok şükür. Ama köpeğime "itim" diyorum :)

8. Sizi anlatan bi resim?







13 Ağustos 2009 Perşembe

Aagee* ne yapmış?

Kahramanımız Aaagee* tatil dönüşü sevgilisinin taşınmasına yardım etmiş.

Çarşamba gününe kadar tatil dönüşü sendromu yaşamış.
Bloga saçma sapan yazılar girmiş.
Okula yeni gelen müdür eski müdürü çıkmış.
Çarşamba akşamı iş çıkışı Çocukluk arkadaşı Şebo'nun düğünü için kıyafet ve ayakkabı almaya gitmiş.
Bu zamana kadar aldığı en topuklu ve en şık ayakkabısını almış, bağrına basmış.

Alışveriş sonrası itini sevgilisine bırakmak için bütün eşyalarını toplayıp itini de alıp sevgilisine gitmiş.
"Aşk neler yaptırıyor" diye diye sevgilisinin yeni evini pırıl pırıl yapmış, buarada lavaboyu silerken kendi evinde en son ne zaman bunca geniş çaplı bir temizlik yaptığını, annesinin onu görse gözlerinin yaşaracağını düşünmüş.
Sonra 'ver elini Edirne' demiş.
Şebo'nun düğününde cicilerini giymiş. Şebo'nun şahane gelinliğini görünce bayılmış. Onu öyle görünce duygulanmış. Kendini oynamaya vurmuş.Gelin biraz manyakmış. Planladığı hiç bir şey yolunda gitmeyince azcık çatlatmış. Ayaklarını öldüren mor gelin ayakkabılarını ilk fırsatta çıkartıp spor ayakkabılarını giymiş.

Aagee yeni evli çifti tebrik etmiş. Gözünün önüne bu çifte dair bir sürü şey gelmiş. Ayrılıkları, Şebo'nun 39 kiloya düşüşü, 1 yıl sonra barışmaları, mutlulukları, nişanları, Şebo'nun çocukken onu keklediği günler gelmiş.
Aaagee biraz da şımarmış sanki gece. Şuh bakışlı arkadaşının yanında edepsizlik etmiş.
Gecedüğün bitince hep birlikte eve gitmişler. Aaagee her zamanki gibi kurt gibi açmış. Ciciler gelinlikler çıkmış. Makyajlar silinmiş. Yenmiş içilmiş gecenin dedikodusu yapılmış. Bahane üretip gelmeyenlerin kulakları sevgiyle çınlamış.
4 gibi yatılmış.
Sabah mis gibi köyde kahvaltı yapılmış. Aaagee bu sefer de kahvaltıyı silip süpürmüş. E ne yapsınmış doğal yaşam iştahını açmış!
Sonra 'ver elini İstanbul' demiş. İstanbul'dakişehir hayatına lanet etmiş. İtiyle ve sevgilisiyle olmak için O'na gitmiş. Taşınma sonrası işleri yapmışlar günlerce. Planlar yapmışlar, mutlu olmuşlar.
Pazartesi olmuş, iş günü gelmiş. Aaagee hafta nası geçiyor anlamamış.
Aaagee köpeğini işe götümüş. Down sendromlu öğrencisi evcilik oynarken Nancy'ye mama yedirmiş. Nancy olacak it de kaşık kaşık kuru mama yemiş.
Aaagee evine, yalnızlığına dönmüş. Bu akşam güzel bir yemek yapmış kendine. Sevgilisini özlemiş.
Gökten üç limonlu eti pop kek düşmüş.
Bu yazı da burda bitmiş.



* Aagee Ebru'nun Rima'nın benim adımıdaha rahat söylemesi için uydurduğu ismim oluyor efenim.

11 Ağustos 2009 Salı

Aklıma geldi

1996 Yılında babam beni elimden tuttu ortaokulum olacak yere götürdü kayıt ettirmek için.
O zamanki (ve şimdiki) müdürüm beni hangi sınıfa koyacağını belirlemek için bir seviye tespit sınavı yaptı. Benim gibi matematik özürlüyseniz tam olarak şu diyalogla girersiniz:
-Söyle bakalım altı kere sekiz?
-Emm oeee!
-Hm tamam 1-A
-!?')^+)+^=%

4 Ağustos 2009 Salı

Müdür müdür müdür?

İşyerime yeni başlayan müdürün, ortaokul müdürüm çıkması nedendir acaba? Karma, ben sana ne yaptım? Bu müdür, zamanında bana vurup elindeki yüzükle yanağımı çizen fen öğretmenimi savundu, okulda da sert bir müdür olduğunu hatırlıyorum. Bunlar hiç olmamış gibi bugün nasıl da "Burada çok önemli bir iş yapıyorsunuz, bu iş sevgi işi vs. vs." diye konuşuyordu? Nasıl bir pişkinlik?
Daha neler göreceğim acaba...

2 Ağustos 2009 Pazar

Dönüş

Tatil bitti!
Dün gece saat 2 buçuk gibi eve vardık. Bu sabah da sevgilimin taşınma telaşından dolayı uykusuzum, bilinçsizim, tuhafım.
Bir önceki yazımda da tam pansiyonun bilgisayarına oturdum çat yanıma birisi geldi. E iyi de öyle yazı yazılmıyor işte. Ben de yazamadım netekim.
Deniz, güneş, dağlar, sevgilim, denize gidilen yoldaki tatlı su kaynağı, gece fenerimizi alıp ormanın içinden sahile yürüyüşlerimiz, Kekova gezimiz, o yolda çekilen çile (2 saat gidiş, 2 buçuk saat dönüş, Kekova'ya varınca istifra ediş vb.)
, sevgilimle oynadığımız sayısız tavla ve sayısız yenilgi, şnorkellerimizle denize dalıp balıklarla yüzmemiz, ilk gün balık sevdasına fazla açılıp bir türlü geri dönemeyişimiz,pansiyondaki civcivler... Bunun gibi bir sürü şey anı oldular bile artık.
Olimpos çok güzel bir yer ancak 1 haftadan fazlası çekilmez diye düşünüyorum. Önce İstanbul'dan havaalanına varıyorsunuz ,oradan otogara oradan Çıralı Olimpos sapağına giden minibüse (1 saat) oradan da Olimpos minibüsüne biniyorsunuz (20 dk). Sonra bitmiş bir şekilde kendinizi pansşyona zor atıyorsunuz. Olimpos'ta kalmak isteyenler bu yolu göze alsınlar. Bu yolu ve sıcağı. Bu yolu, sıcağı ve denize 200 mt ve fazlası yürümeyi...
Başta cırcır böceklerinin gürültüsü kafanızı şişirse de sonra duymamaya başlıyorsunuz zaten.
Etrafınızda dağlar var, ağaçlar var , hiç sinek yok!

Dün son kez sahile gittiğimizde çektim bu fotoyu.
Denize dökülen tatlı su kaynağı var. Buz gibi aynı zamanda. Ama ılık Akdeniz'de harika geliyor bu serinlik.



Bu yavruları seve seve bir hal olduk o kadar tatlılar ki.

Gecenin bir yarısı telefon çaldı oradayken. Ben gece çalan telefonlarda çok korkarım, sanki korku filminin içindeymişim gibi gelir. Açtım ama ona tam olarak açtım ağzımı yumdum gözümü derler çünkü ne dedim ne yaptım hatırlamıyorum sadece çok korktuğumu hatırlıyorum. Millet, beni gece aramayın pişman olmayın.


Eve döndüm, itim beni görünce deliye döndü, şu an çok mesut bir köpekleyim.
Tatil yetmedi, şu an denizden dönmüş, çardağa yayılmış, sevgilimle yemek yiyor olmak isterdim.Ah ah :(
Tatil dönüşü sendromuna hoş geldiniz Ayşegül hanım!
Artık yazamaz oldunuz iyi mi :(

29 Temmuz 2009 Çarşamba

İnsanın bungalowu gibisi yok :P

Tatildeyim sevgili okur. Yaklaşık olarak 39 derece, nem, gençlik ve cırcır böceği gürültüleri içinde saadet doluyum!
Burada net ücretliymiş, öyle dememişlerdi başta o yüzden yanımzda getirdiğimiz laptop fotoları aktardığımız bir cihaz vazifesi yapıyor sadece.
Sabahın köründe kalktık , sevgilim 5 te kalkacak havaş servisine yetişmemiz için saati 04:30 a kurmuş! Haldır haldır hazırlan yetiştik neyse ki. Ama iş havaalanına gelince bitmiyor ki, yaklaşuık 1,5 saatlik yoldan buraya olimposa ulaşıyorsunuz. Denize yüzlerce metre uzak olması sebebiyle yürüyorsunuz . Amaa enn güzel yerlerden geçiyorsunuz, buz gibi eyr altı kalyanklarının ve ormanın içinden yürüyorsunuz. Hava çok çok çok sıcak olmasa daha da şahane gelebilir ama çok sıcak. Buradaki sıcak öyle sadece hava sıcak diyebileceğin ve geçiştireceğin bir şey değil ciddi sıcak.

Kendi bilgisayarım olmadan ve yanımda tanımadğım kişiler varken kişisel blog yazma fikri iyi değilmiş gittim :D

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Habitus,komşusal manyaklıklar,bir veda




*Hürriyet Kelebek'teki Melike Karakartal'ı okuyanınız var mı?
Habitus isimli bir köşesi var , son zamanlarda müdavimi oldum. Çok matrak yazıları var,çok içeten ayrıca sanki arkadaşımın blog sayfasını okuyor gibi hissediyorum.
*Son zamanlarda en çok Manga'nın Dünyanın sonuna doğmuşum adlı şarkısını dinliyorum çok güzel dın rınrın dit dit dit...
* Magissa'nın komşu dehşetini okurken dün gece karşı apartmanın terasındaki sapık adamın fısıltısını hırsız sanan Nancy'nin havlamasına uyandım. Ödüm koptu. Adam gözünü bizim kata dikmiş sigara içiyor ve durmadan fısır fısır küfür ediyor deli mi ne!
*Hazırlıklar tamam sayılır. Yarın sabah 07:40 'ta uçarğımız kalkıyor ve Antalya Olimpos'a gidiyoruz! 1 haftalık beklenen tatilimiz sonunda geldi. Yüzmece, dinlenmece, uyumaca , doğayla baş başa kalmaca oohh.
*Arkadaşlarım bir bir evleniyor. Büyümek çok heyecan verici bir deneyim ama arkadaşlaırmın evlenmesi çok tuhaf geliyor. 7 Ağustos'da Şebo'm evleniyor. Şebo ve evlilik aynı cümle içinde bile kullanılması mümkün olmayan kelimelerken şimdi onu da everiyoruz. Benim derdim ise"ne giysem? "
'Büyümek , arkadaşlarının evlendiğini, çocuk sahibi olduğunu hatta boşandığını görmektir.'
Sıcaktan pekmezi akmış Robin Goodfellow :p

Not: Bu fotolar ne diyorsanız; Gidiyorum ama ardımda kalbi kırık bir köpek bırakıyorum, kendisi valizimi görüp görüp mutsuz oluyor.
Ardında bir it bırakmak ne kötüymüş :(